Buradasınız

Geçmişten Bugüne*

Journal Name:

Publication Year:

Author NameUniversity of Author
Abstract (Original Language): 
Ma'ârif-i Umumiyye Nezâreti senelerden beri iyi kötü te'sîsât ile uğraşıyor; teftîşâtı da şöyle böyle idâmeye çalışıyordu. Bu te'sîsâtın ma'âlesef şimdiye kadar hiçbir zaman muttarid bir usûlde, sâlim bir mecrâda devâm etmediğini söyledik. İslâm Dünyâsinm. geçen seneye âid nüshalarında neşrolunan silsile-i makalâtımız telhis edilirse maksadımız vuzûhla anlaşılıyor. Biz hulâsaten demek istiyorduk ki: Bizde ıslâh-ı umûr-ı ma'ârif mekatibi-i ibtidâiyyeden ve bununda bi'l-hassa: Usûl-i tedrisinden -ta'bîr-i diğerle usûl-i tedrise âşinâ mu'allimlerden- ve ihtiyâcât-ı mahalliye ve milliyemize mutâbık kitablarından başlamalıdır. Vâkı'a bu husûsda altı seneden beri hayli müşevveş adımlar atılmadı değil, ancak bu adımlar dediğimiz gibi müşevveş idi. Mu'ayyen ve metin değil idi. Şimdi hakîkaten şayân-ı şükrân-ı bî- pâyândır ki bu iki nokta ya'ni usûl-i tedrîs ile kitâblar meselesi kâfî derecede nazar-ı dikkate alınmıştır. Darü'l-mu'allimîn-I âliyyede mu'allimlere mahsûs olarak te'sîs edilen "Usûl-i Tedrîs ve Terbiye" kursuyla mekâtib-i ibtidâiyyemize âid kitabların müsâbakaya vaz'ı bu noktaları tenvir içindir. Elverir ki bu işlerin mertebe-i matlûbeye îsâliyçün musirrâne çalışılsın. Sâlifü'z-zikr emellerimizin -kısmen- husûl-pezîr olması merci-i âlîsinin nazar-ı ıtlâ'ına diğer mühim bir meselenin de vaz'ı husûsunda bizi teşcî' ve teşvik eyledi. Evet, işte bu mesele de "Usûl-i teftîş" mesele-i mühimmesidir! Dünyada hiçbir nev'i idâre yokdur ki teftîşden müstağni olsun. Sâha-i medeniyetde gözlerimizi kamaştıran envâ-i terakkiyât ve tekemmülâtın sevâkından en mühimi "teftîş" olduğundan hiç şüphem yoktur. Ancak teftîşden matlûb olan fevâ'id-i kesireyi elde edebilmek için "Usûl-i Teftişi" be-hakk tanzim ederek bir kâ'ide-i sâlimeye rabt etmek iktizâ eyler. Bizde mâ'arif müfettişliği pek berbad bir halde idi. Bu memleketde mâ vazaa lehinin müsta'mel olan şeylerden biri de mâ'arif müfettişleri idi. Şüphesiz eğer bu böyle olmasaydı on dokuzuncu asırda hâriku'l-âde bir inkişâf ü terakîyye mazhar olan usûl-i tedrîs fenni garbın en ücrâ köşelerine varıncaya kadar neşr-i envâr eylediği halde muhitimize bu derece bî-gâne kalmazdı! Garibdir; bizim buranın mâ'arif-i ibtidâiyye müfettişleri tedrisâtı teftîşden ziyâde mekâtibin odun kömür gibi levâzım-ı âdiyyesini tedârik, ta'mir ve termîm-î nevâkıs-ı maddiyyesini temşiyete me'mûrdurlar. Binâenaleyh bir mektebe müfettiş beğ veya efendi geldi mi vazifesi doğruca müdür odasına geçip kendisine ikrâm olunan bir kahve ile sigarayı içtikten sonra bu şeyleri sormak, eğer yoksa iskeleden iskeleye mağazadan mağazaya dolaşarak onları tedârik ve buna âi'd raporunu bi't-tanzîm idâreye takdîm etmekden ibâretdir. Zannederim buna mebnî olsa gerek ki ta'yîn edilen müfettişlerin usûl-i ta'lîm ve tedrise derece-i vukûfları ya hiç aranmıyor, yâhûd adem-i lüzûmuna binâen za'id bir haslet olmak üzere soruluyor! Pek ümîd ederiz ki mercî'-i âlîsi usûl-i tedrîs kadar usûl-i teftişi de tecdîd ve ıslâha an-karîb himmet buyurur.
96-97