AN EPISODE IN THE LONG HISTORY OF THE MAIDEN’S TOWER IN İSTANBUL: “KULE-İ DUHTER” IN THE 18TH CENTURY
Journal Name:
- Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dergisi
Key Words:
Keywords (Original Language):
| Author Name |
|---|
Abstract (2. Language):
The so-called Maiden’s Tower, although not a grand and imposing
monument, is nevertheless an irreplaceable feature of İstanbul skyline.
The tower is in fact a much larger entity than its mere material existence or
architectural quality; the legends surrounding it carry the monument to the
realm of intangible heritage thus extending its value.
Used for many different purposes during its long history (a defence
castle, a lighthouse, a banishment site, a quarantine island...), the tower
underwent a recent restoration to be finally converted into a restaurant and
cafeteria. Instigating some objection and criticism, this decision also raised
the tower’s popularity.
According to a report in a local newspaper of 1880, a tourism use for the
tower had already crossed the mind of an Englishman who wanted to lease
it for twelve years with the idea of converting it into a hotel, together with
a restaurant/ café. The tower’s exceptional location must have inspired this
entrepreneur who apparently could not have finalized his venture.
The present article is about the 18th century restorations of “Kule-i Duhter”
(the Daughter’s Tower), the name given to it by the Ottomans. The article
is specifically based on account books and financial records in the Ottoman
archives, which document the repairs to the tower. The fact that the
monument stands on an island, exposed to winds and salty sprays from
the sea is the prime reason for the need of frequent repairs. The repair
records, while presenting abundant information on the building itself, its
various spaces and characteristics also shed light upon the professional
level and mind-set of the period. The evaluation of the archival material
in conjunction with two 18th century drawings offers us an insight into
a period within the history of the monument, which certainly owes its
endurance to the efforts of the well-known chief architects of the century,
Kayserili Mehmed Ağa and Mehmed Tahir Ağa among others.
Bookmark/Search this post with
Abstract (Original Language):
Şener Özler’in değerli anısı için.
İstanbul siluetinin seçkin öğelerinden biri olan Kız Kulesi, turistik tesise
dönüştürülmek üzere kapsamlı bir restorasyona konu olunca, yaygın
tartışmaların da odağına yerleşti. Bu tartışmalar Kız Kulesi’ni, yalnız
mimarlık yayınlarının değil, günlük gazetelerin de yer verdiği ilgi çekici
bir konuya dönüştürdü. Bir yandan, öngörülen yeni işlevin yapının ruhuna
uygun olmadığı, bu işlevle bütünleştirebilmek için verilen tavizlerin yapıyı
soysuzlaştırarak değerini düşürdüğü, eklenen döşemelerin, kazanılan ek
mekanların, yakıştırılan yeni çehrenin ve doğal kayalığın bozulmasının,
simgesel değeri çok büyük bu İstanbul yapısına zarar verdiği dile
getiriliyor, Kız Kulesi’ni değerli ve benzersiz kılanın yalnız maddi varlığı
değil, yapıyı aynı zamanda da bir “soyut miras”a dönüştüren, bağlantılı
efsaneler olduğu söyleniyordu (1). Kuleyi 49 yıllığına kiralayan şirketin ve
restorasyonu gerçekleştiren ekibin kimi yandaşlar da bulan görüşüyse, Kız
Kulesi’ni yenileyerek ulaşılabilir kılmanın yapıyı yücelteceği yönündeydi
(2).
Kız Kulesi’ni gündeme taşıyan, hakkındaki yayınları çoğaltan ve
çeşitlendiren bu gelişme, “360 derece İstanbul” manzarası vaat eden
turistik tesisin 7 Ekim 2000’de hizmete açılmasıyla sonuçlandı ancak
tartışmalar sona ermedi.
Aslında, Kız Kulesi’nin bir turizm tesisine dönüştürülmesi fikri yeni
değildi. Daha 19. yüzyıl sonunda, 1 Nisan 1880 tarihli bir gazete
haberi, kulenin konaklama ve yeme-içme bölümleri içeren bir yapıya
dönüştürülmesinin düşünüldüğünü duyuruyordu. La Turquie’nin,
“Nouvelles du Jour” (Günün Haberleri) bölümünde, Vakit gazetesinden
naklen verilen haberde, bir İngiliz’in, Kız Kulesi’ni 12 yıllığına kiralamak
istediği ve niyetinin “bu Bizans anıtını, restoranı ve kahvehanesi olan
bir otele çevirmek” olduğu bildiriliyordu (Resim 1). Haber, nasıl bir
proje öngörüldüğü ve düşünülen kiralama süresinin neden 12 yıl olduğu
konusunda ayrıntı içermiyordu. Bu projenin hayata geçirilmediği, yine La Turquie’nin 26 Temmuz 1883 tarihli nüshasında, Kız Kulesi’nin onarıma
çok muhtaç bir durumda bulunduğunu bildiren haberden anlaşılıyor.
Ancak, Fransa sefirinin Kız Kulesi’nde bir davet vermeye hazırlandığını
ortaya koyan belge, 19. yüzyıl sonunda yapının çok özel konumu
nedeniyle gözde bir ağırlama mekanı olarak algılanmaya devam ettiğini de
gösteriyor (3).
Uzun tarihi boyunca çeşitli işlevler üstlenen Kız Kulesi’nin üzerinde yer
aldığı kayalıktan ilk kez İ.Ö. 411’de söz edilmiş, 12. yüzyıla gelindiğinde
Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos bu doğal kayalık üzerine bir
savunma kulesi yaptırmıştır. Fetih’ten sonra Sultan II. Mehmet’ in buraya
yeni bir kale inşa ettirdiği ve Osmanlı dönemi boyunca Kız Kulesi’nin
onarılarak ya da yer yer yeniden yapılarak yaşatıldığı bilinmektedir (4).
Bir savunma yapısı olarak inşa edildikten sonra Kız Kulesi, deniz feneri,
radar istasyonu, veba ve kolera tecrit hastanesi (5), siyanür deposu da dahil
olmak üzere çok çeşitli hizmetler üstlenmiştir.
Bu yazı, Kız Kulesi hakkındaki bilimsel literatüre bir katkı getirmeyi
ve kulenin uzun tarihi içinde seçilen bir dönemine, 18. yüzyılına, ışık
tutmayı amaçlamaktadır. Yazının oluşturulmasında ana malzeme,
Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nden sağlanan belgeler olmuş, bunların
yanı sıra 18. yüzyıla ait iki çizim de değerlendirilmiştir. Kız Kulesi’nin
yeniden kullanım projesinin ve uygulanan restorasyonun tartışılan ya da
karanlıkta kalan kimi noktalarının bu belgeler yardımıyla aydınlatılması
umulmaktadır. Aynı zamanda da, onarımla ilgili belgelerin satır aralarında
kalan ve döneme özgü iş ahlakını ve uyulması gereken belli standartları
ortaya koyan bilgilere dikkat çekilmiştir.
FULL TEXT (PDF):
- 1
35-47