Journal Name:
- Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi
| Author Name | University of Author | Faculty of Author |
|---|---|---|
Bookmark/Search this post with
Abstract (Original Language):
"Bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla, kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme süreci (1) olarak alınan eğitim insanlık tarihi kadar uzun bir geçmişe sahiptir. Ancak, insanlık tarihinin geçirdiği değişme ve evrimleşme ile birlikte üretilen bilgi ve kazanılan deneyimlerle kişiler arası ilişkiler, günümüzde sosyal sistemler gerçeği olarak ortaya çıkmışlardır.
"Günümüzde eğitimi bir sosyal sistem olarak gören bilim adamları, bu sistemin üç temel öğesinin öğrenci, öğretmen ve eğitim programları olduğunu kabul etmektedirler (2). Eğitim kurumlarının amaçlarına uygun işlevlerini yerine getirebilmeleri, bu üç öğenin uyumlu bir bütünlük oluşturmalarına bağlı görünmektedir. Eğitimin sistematik bütünlüğü içinde "öğretmen" öğesi, kuşkusuz diğer öğeleri daha fazla etkileme gücüne sahip, stratejik bir nitelik göstermektedir (3). Çünkü, bir eğitim sisteminin üreteceği hizmet, elbette o sistemi işletecek personelin niteliğinin üzerinde gerçekleşemeyecektir (4).
Oysa, sosyal gerçekliğin temeli sayılan insanını yetiştirerek toplumların geleceğini belirlemede en önemli görev kuşkusuz öğretmenlere düşmektedir. Türk eğitim sisteminde öğretmen yetiştirme konusu, yaklaşık 150 yıldır devlet adamlarının, politikacıların, eğitimcilerin ve düşünen her Türk yurttaşının temel sorunlarından birisi olagelmiştir. XI. Milli Eğitim Şurasında eğitimle ilgili yasal mevzuatlarda ve eğitim literatüründe kabul gördüğü şekliyle öğretmenlik, "özel ihtisas gerektiren profesyonel bir meslektir". Böylesi bir niteliğe sahip bir meslek alanının kendine özgü yeterlik ve değer sistemleri, bilgi, beceri ve davranış kalıpları, yöntemleri, meslek felsefesi ve amacı vardır.
Öğretmen yetiştirme programlarının tarihi gelişimine bakıldığında programların temel felsefesine kısaca değinmek yeni programı daha kolay anlamamızı kolaylaştıracaktır.
Ülkemizde, öğretmen yetiştiren kurumların 16 Mart 1848'deki ilk kuruluşu ile öğretmenlik ayrı bir meslek olarak benimsenmiş olmaktadır. Kurumsallaşmaya ve öğretmenlik mesleğine ilişkin Tanzimat döneminde tartışmaların olduğu, II. Meşrutiyet Döneminde de önemli ve ciddi olarak yaşandığı görülmektedir(5).
Cumhuriyetle birlikte öğretmen yetiştirme farklı öğretim kademelerine göre ilköğretim ve orta öğretim kurumlarına yeterli sayıda ve kalitede öğretmen yetiştirme hedefi doğrultusunda sürdürülmüştür.
1940'lı yıllarda ilköğretime öğretmen yetiştirmeyi amaçlayan köy enstitüleri modeli toplumsal kalkınmanın eğitim yoluyla gerçekleştirilmesini öngörmekteydi. Köy enstitüleri top yekûn kalkınma ve milletçe cehaletten silkinip kurtulmanın, okur-yazar ve münevver olmanın, Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkelerinin özellikle, köylü yurttaşlar tarafından öğrenilip benimsenmesi sorununu çözmek için oluşturulan düşünceler ve çözüm yolları köy enstitüsünün felsefesiydi (6).
- 1
1-3