Buradasınız

TRABZON'LU FÎGANÎ'DE ATASÖZLERİ VE DEYİMLER

Journal Name:

Publication Year:

Author Name
Abstract (Original Language): 
Ulusların dilde, benlik ve varlıklarının aynası niteliğinde olan, ataların denemelere ve gerçeğe dayanan yargılarını —belli kalıplar içinde— genelleştirip, düşünce ya da öğüt olarak ifadelendiren atasözleri ile genel kural pzelliğinde olmamakla berâber bir kavramı, yine klişeleşmiş ilgi çekici anlatımla belirtip çoğunlukla bilinen anlamı dışında bir anlam taşıyan deyimlerin: Türk Şiir Tarihinde, çok eski bir geçmişi vardır. Tâ Müslüman Türklerin Karahanlılar Çağında (932-1212) başlayan ve gelişen yazılı şiir meyvalarmda, özellikle Balasagun'lu Yusuf'un ünlü Kutadgu Bilig (tamamlanışı: 462/1069)'inde bile gücünü ve güzelliğini atasözlerimizden alan mısralar az değildir. Anadolu, Batı Türklerinin değişmez ve son ülkesi olarak koynunda beylikler ve devletler fışkırdığmda Türkiye Türkçesi de, zamanla, beklenen olgunluğa erişmiş, şiir dili klâsik bir nitelik kazanmış, yabancı sözcükler, tamlamalar, türler, sanat görüşleri ve yaşama felsefesi eski edebiyatın ulusal karakterini —az çok—başka doğrultulara yöneltmiştir. XIII. yüzyılda Anadolu.da ilk eserleri bilinegelen bu yeni dil kolu, Osmanlı Türkleri İstanbul'u fethedip (1453) İmparatorluğun sınırları genişledikçe ve yeni bölgeler ele geçirildikçe nicelik ve nitelik bakımlarından, öteki Türk dili kollarından farklı özellikler yansıtmıştır. Ama atasözleri ve deyimler içinde, geleneğini sürdürmüş, belli başlı şairlerin divan ve mesnetlerinde, sırası düştükçe, bunların en başarılı, etkili örneklerini vermekten geri kalmamıştır.
165
174

REFERENCES

References: 

Ağız aramak: Geldi çemende «ağzın arar» goncanın saba (G Lin, 4)
Ağız tadı: Kalmaya «ağzumda» ey şirin-dehen «dadum» benüm - (G LIV, 2)
Ayağa düşmek: Komaz «ayağa düşmeğe» tutar elün müdâm (G XXXV, 4)
Bahtı günü kara: Bes nice bî-gam olam ben «Bahtı güni kara» (G LXXX, 3)
Trabzonlu Figanî'de Atasözleri ve Deyimler
173
Başı açık yalın ayak: «Baş açuk yalın ayak» didi bir abdâlem (G LIX, 2)
Boynuna vebali almak: «Boynuna alma» zülf-â siyahun «vebalini» (G xçm, 2)
Dil dökmek: «Dil dökmek» ile cana girişdi o tîğ-i yar (G-LII, 4)
Dile düşmek: Sen dilbere dil virdi Figan? «dile düştü» (G VIII, 5)
Dile gelmek: Her ne «dilüne gelse» öğütme çü âsiyab (G II, 1)
Dünya gözüne dar olmak: «Dâr-i cihanı» eyledi anın «gözüne teng»»- (K I, 13)
El üstünde tutmak: Tutardı anı «el üstünde» her nihâi ey gül (G XLVni, 1)
Göz değmek: Vardukça çemen seyrine «göz değmemek içün» (G XCV, 2)
Kan gövdeyi götürmek: Tan mı «götürse gövdeyi» heyca deminde «kan»- (K III, 17)
Kan yutmak: Âşık'ı dil-hasteler «kanlar yudar» gamlar çeker (G X, 1)
Kan ağlamak: Dem-be-dem «kan ağlayup» «kanlar yudar» semler çeker- (G XX, 3)
Su sızmak: «Su sızmaz» aralarından iki karmdaşdur (K VIII, 19)
Sürmeyi gözden çekmek: Cihan fettanıdur çeşmün ki «Çeker sürmeyi gözden» (G LXVT, 4)
Taş üstünde taş bırakmamak: «Taş üzre taşı yoktur» şehr-i harâbe benzer (G XEEI, 3)
•Yıldızı düşmek: «Yıldızı düşdi» meh-i bedrin işi oldı tamam
(G xcn, 4)
Yele vermek: «Yele virdi» harmenün bâd-ı havadur hâsılı (G
xcvin, 2)
Yetmiş iki dereden su getirmek: «Yitmiş iki dereden su getü-rüp» al eyler (G XII, 2)
Yüz bulmak: Ki böyle «yüz bulalı başına çıkar» kâkül (G XLVIII, 4)

Thank you for copying data from http://www.arastirmax.com