You are here

İNTİBÂH ROMANINDA ELE ALINAN İKİ KADIN TİPİ

THE TWO WOMEN TYPES İN THE İNTİBAH

Journal Name:

Publication Year:

DOI: 
http://dx.doi.org/10.7827/TurkishStudies.8

Keywords (Original Language):

Author Name
Abstract (2. Language): 
After "Tanzimat Fermani" in 1839 in Turkey, we observe the emergence of different types of people with different life styles and cultural values. The psychological novel of Namik Kemal entitled intibah,, attaches great importance in terms of demonstrating such types of people who display different characteristics both psychologically and morally. Throughout the novel the unfavorable type of woman is represented by Mehpeyker and the ideal type of woman is represented by Dilasub. Although Mehpeyker is rich in physical beauty, she is morally corrupted and this corruption is most apparent in her unchasteness. Dilasub is idealized by her physical and moral characteristics and what makes her ideal is her loyalty. Namik Kemal through his novel suggests that the real beauty lies in the moral characteristics of a woman, not in the physical appearance.
Abstract (Original Language): 
1839 Tanzimat Fermanı'nın ilanından sonra Türkiye'de farklı bir hayat tarzı, farklı bir kültür ve buna bağlı olarak farklı insan tiplerinin ortaya çıktığını görürüz. Namık Kemal'in İntibah adlı psikolojik romanı, bu devirde meydana gelmeye başlayan sosyal hayattaki yeni insan tiplerinin fizikî, özellikle de ahlakî özelliklerini göstermesi bakımından hususî bir öneme sahiptir. İntibah'ta Mehpeyker, kötü kadın tipinin Dilâşûb da iyi (ideal) kadın tipinin temsilcisidir. Mehpeyker fizikî açıdan güzel olmakla birlikte ahlakî açıdan bütünüyle yozlaşmış bir tiptir. Onun asıl çirkinliği ve kötülüğü ahlakında gizlidir. Ahlaksızlığının en mümeyyiz vasfı ise; iffetsizliktir. Dilâşûb ise hem fizikî açıdan hem de ahlakî açıdan bütünüyle kusursuz gösterilmek suretiyle idealize edilmiş mükemmel bir tiptir. Onun da asıl güzelliği ahlakındadır. Bu ahlakın en mümeyyiz vasfı ise: sadakattir. Namık Kemal, bu romanıyla gençlere asıl güzelliğin sûrette değil sîrette olduğunu anlatarak ahlak dersi vermeye çalışmıştır.
68-90