Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde diş hekimliği fakültesine başvuran yetişkin popülasyonda diş gelişim bozukluklarına sahip bireylerin oranı

Makalenin İngilizce İsmi: 
Rate of individuals with tooth development anomalies in the adult population admitting to dental faculty in the Northern Cyprus Turkish Republic
Makale İçerik Bilgileri
Makale Dili: 
İngilizce
Anahtar Kelimeler: 
Alfa-talasemi
diş gelişim bozuklukları
Kıbrıs halkı
panoramik radyografi
Türkçe Özet: 

Bu çalışmanın amacı, KKTC Yakın Doğu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ne
başvuran hastalar arasında diş gelişim bozukluklarının yaygınlığını radyografik
olarak incelemektir. Bu popülasyon için bu konuda daha önce kaydedilmiş diş
hekimliğine dair herhangi bir kayıt veya epidemiyolojik veri bulunmamaktadır.
Ocak 2007 ile Şubat 2010 tarihleri arasında yaşları 16-82 arasında değişen 4672
hastanın panoramik radyograflarının incelenmesi üzerine kurulu retrospektif bir
çalışma gerçekleştirilmiştir. Diş gelişim bozukluklarının seçimi ve kodlanmasında uluslararası hastalık sınıflandırması (ICD) kodları kullanılmıştır. Her bir dental
anomalinin cinsiyet, yaş, alfa-talasemi açısından görünüm oranları Pearson kikare testi ile değerlendirilmiştir (p≤0.05). Bu çalışmada dental anomalilerin diş
gelişim bozuklukları kategorisi açısından dilaserasyon (%26) en yaygın gözlenen
anomali olmuştur. Hipersementoz daha az sayıda radyografta tespit edilmiştir.
Her ne kadar diş gelişim bozukluklarının yaygınlığının daha geniş kapsamlı de-
ğerlendirilmesi için popülasyonun daha büyük bir kısmının ileri çalışmalar ile
taranması gerekli olsa da, bu öncü çalışmada daha önce çalışılmamış olan bu
etnik popülasyonu, diğer popülasyonları inceleyen önceki çalışmalarda elde edilen verilerden ayıran ve bu popülasyona özgü yaygın olarak gözlenen herhangi bir
dental anomaliye rastlanmamıştır

Key Words: 
Alpha-thalassemia
disturbances in tooth formation
Cypriote population
panoramic radiography
İngilizce Özet: 

The purpose of this study was to investigate radiographically the prevalence of
developmental disturbances in tooth formation in patients admitting to the Dental Faculty of Near East University of Cyprus. There have been no previously
reported dental records and epidemiologic data available for this population.
A retrospective study based on the examination of panoramic radiographs of
4672 patients aged 16 to 82 years between January 2007 and February 2010
was performed. Codes of International Classification for Diseases (ICD) were
used for the selection and coding of disturbances in tooth formation. Rates of
observation of any anomaly with respect to gender, age and alpha-thalassemia
were analyzed using the Pearson chi-square test (p≤0.05). Dilaceration was
the most commonly observed anomaly (26%) in this study according to the
category of tooth formation disorders among dental anomalies. Hypersementosis was detected in a smaller number of radiographs. Although larger samples
are required to effectively determine the complete description of disturbances in
tooth formation, no dental anomalies were more commonly found in this ethnic
group, compared with previously published data, which may be considered to be
specific to this population according to this preliminary study

Yazar Bilgileri
1. Yazar
Yazar Adı: 
Deniz C. Can-Karabulut
Yazar Fakültesi: 
Dişhekimliği Fakültesi
2. Yazar
Yazar Adı: 
Faruk Er
Yazar Fakültesi: 
Dişhekimliği Fakültesi
3. Yazar
Yazar Adı: 
Kaan Orhan
Yazar Fakültesi: 
Dişhekimliği Fakültesi
4. Yazar
Yazar Adı: 
Hikmet Solak
5. Yazar
Yazar Adı: 
Barış Karabulut
6. Yazar
Yazar Adı: 
Seçil Aksoy
7. Yazar
Yazar Adı: 
Esra Cengiz
8. Yazar
Yazar Adı: 
Fatma Basmacı
9. Yazar
Yazar Adı: 
Umut Aksoy
Makale Künye Bilgisi
Makalenin Yayımlandığı Dergi: 
Gülhane Tıp Dergisi
Makale Yayın Yılı: 
2011
Cilt/Sayı: 
53
Sayı: 
3
Sayfa Aralığı: 
154-161
Referanslar: 

1. Stecker SS, Beiraghi S, Hodges JS, Peterson VS, Myers
SL. Prevalence of dental anomalies in a Southeast Asian
population in the Minneapolis/Saint Paul metropolitan
area. Northwest Dent 2007; 86: 25-28.
2. Ezoddini AF, Sheikhha MH, Ahmadi H. Prevalence of
dental developmental anomalies: a radiographic study.
Community Dent Health 2007; 24: 140-144.
3. King NM, Tongkoom S, Itthagarun A, Wong HM, Lee
CK. A catalogue of anomalies and traits of the primary
dentition of southern Chinese. J Clin Pediatr Dent
2008; 32: 139-146.
4. Uslu Ö, Akçam MO, Evirgen Ş, Cebeci İ. Prevalence
of dental anomalies in various malocclusions. Am J
Orthod Dentofacial Orthop 2009; 135: 328-335.
5. Baccetti T. An analysis of the prevalence of isolated
dental anomalies and of those associated with hereditary
syndromes: a model for evaluating the genetic control
of the dentition characteristics. Minerva Stomatol 1993;
42: 281-294.
6. Al Jamal GA, Hazza’a AM, Rawashdeh MA. Prevalence of
dental anomalies in a population of cleft lip and palate
patients. Cleft Palate Craniofac J 2010; 47: 413-420.
7. Pedreira EN, Magalhães MC, Cardoso CL, Taveira LA,
de Freitas CF. Radiographic study of dental anomalies
in Brazilian patients with neuropsychomotor disorders.
J Appl Oral Sci 2007; 15: 524-528. 8. Altuğ-Ataç AT, Erdem D. Prevalence and distribution of
dental anomalies in orthodontic patients. Am J Orthod
Dentofacial Orthop 2007; 131: 510-514.
9. Miloğlu Ö, Çakıcı F, Çağlayan F, Yılmaz AB, Demirkaya
F. The prevalence of root dilacerations in a Turkish
population. Med Oral Patol Oral Cir Bucal 2010; 15:
441-444.
10. Brook AH. Variables and criteria in prevalence studies of
dental anomalies of number, form and size. Community
Dent Oral Epidemiol 1975; 3: 288-293.
11. Hazza’a AM, Al-Jamal G. Dental development in
subjects with thalassemia major. J Contemp Dent Pract
2006; 7: 63-70.
12. Hazza’a AM, Al-Jamal G. Radiographic features of the
jaws and teeth in thalassemia major. Dentomaxillofac
Radiol 2006; 35: 283-288.
13. Cunningham MJ. Update on thalassemia: clinical care
and complications. Hematol Oncol Clin North Am
2010; 24: 215-227.
14. Vichinsky EP. Alpha thalassemia major--new mutations,
intrauterine management, and outcomes. Hematology
Am Soc Hematol Educ Program 2009: 35-41.
15. Güvenç B, Yıldız ŞM, Tekinturhan F, et al. Molecular
characterization of alpha-Thalassemia in Adana,
Turkey: A single center study. Acta Haematol 2010; 123:
197-200.
16. Kotsomitis N, Freer TJ. Inherited dental anomalies and
abnormalities. ASDC J Dent Child 1997; 64: 405-408.
17. Arslan A, Altundal H, Özel E. The frequency of
distomolar teeth in a population of urban Turkish
adults: a retrospective study. Oral Radiol 2009; 25:
118-122.
18. Sørensen HB, Artmann L, Larsen HJ, Kjaer I. Radiographic
assessment of dental anomalies in patients with ectopic
maxillary canines. Int J Paediatr Dent 2009; 19: 108-114.
19. Çelikoğlu M, Kamak H, Oktay H. Prevalence and
characteristics of supernumerary teeth in a nonsyndrome Turkish popula tion: associated pathologies
and proposed treatment. Med Oral Patol Oral Cir Bucal
2010; 15: 575-578.
20. Özeç İ, Hergüner Siso Ş, Taşdemir U, Ezirganli Ş, Göktolga
G. Prevalence and factors affecting the formation of
second molar distal caries in a Turkish population. Int J
Oral Maxillofac Surg 2009; 38: 1279-1282.
21. Masood F, Robinson W, Beavers KS, Haney KL. Findings
from panoramic radiographs of the edentulous
population and review of the literature. Quintessence
Int 2007; 38: 298-305.
22. Hamasha AA, Safadi RA. Prevalence of talon cusps in
Jordanian permanent teeth: a radiographic study. BMC
Oral Health 2010; 20: 10-16.
23. Rushton VE, Horner K, Worthington HV. Screening
panoramic radiology of adults in general dental practice:
radiological findings. Br Dent J 2001; 190: 495-501.
24. Cholitgul W, Drummond BK. Jaw and tooth
abnormalities detected on panoramic radiographs in
New Zealand children aged 10-15 years. N Z Dent J
2000; 96: 10-13.
25. Desiate A, Milano V. Dental anomalies in some
hereditary syndromes observed by the authors. Minerva
Stomatol 1998; 47: 361-366.
26. Hazza’a AM, Darwazeh AM, Museedi OS. Oral Candida
flora in a group of Jordanian patients with betathalassemia major. Oral Surg Oral Med Oral Pathol Oral
Radiol Endod 2010; 109: 252-256.
27. Pinheiro BC, Pinheiro TN, Capelozza AL, Consolaro
A. A scanning electron microscopic study of
hypercementosis. J Appl Oral Sci 2008; 16: 380-384.
28. Baccetti T. A controlled study of associated dental
anomalies. Angle Orthod 1998; 68: 267-274.

Giriş
Dişlerde gözlenen sayı, boyut ve yapı değişikliklerini içeren dental anomaliler sıklıkla diş hekimleri için
zorlu vakalardır (1). Dişlerin boyut, şekil ve morfolojilerindeki değişiklikler makrodonti, mikrodonti,
hiperdonti, hipodonti, sürnümerer, taurodontism,
dens in dente, dilaserasyon, malformasyonlar ve geminasyon gibi değişik anomaliler ile sonuçlanır (2,3).
Ezoddini ve ark.na göre gelişimsel anomalilere sebep
olabilecek sebepler kalıtım, mutasyonlar gibi genetik
faktörlere veya fiziksel, kimyasal ve biyolojik etkenleri içeren çevresel faktörlere bağlı olarak gelişebilir
(2). Aynı zamanda bu anomalilerden bazılarının hem
genetik, hem de çevresel faktörlerin kombinasyonu
sonucu oluşuyor olması da muhtemeldir (2,4).
Dişlerin sayı, boyut, şekil, ve yapısal karakteristikleri arasında genetik ilişkiler olabileceğini öne süren ve
diş bozuklukları sergileyen kalıtımsal sendromlu bir
grupta diş anomalilerinin yüksek oranda yaygın oldu-
ğunu gösteren bir çalışma mevcuttur (5). Ezoddini ve
ark.na göre, son yıllarda araştırmacılar erken dönem
diş morfogenezi ile ilişkili olan artan sayıda geni tanımlamışlardır (2). İnsanlarda bu genlerin bazılarında gözlenen mutasyonlar çeşitli dental anomalilerin
sebepleri olarak gösterilmektedir. Bu dental gelişimsel
anomaliler diğer başka tip anomaliler ile kombinasyon içinde oluşabilir, hatta bazı dental anomaliler
altta yatan başka bir genetik hastalığın göstergesi olarak kabul edilebilmektedir (2).
Çeşitli araştırmacılar dental anomalilerin yaygınlı-
ğını radyografik olarak incelemişlerdir (1,2,6,7). Türk
popülasyonunda da şekil, boyut, ve yapısal diş anomalilerinin yaygınlığı çeşitli çalışmalarda incelenmiştir (4,8,9). Bu anomalilerin farklı etnik gruplar ve
popülasyonlar arasındaki yaygınlığı da çeşitli araştırmaların konusu olmuştur (2). Bu çalışmalara göre, genetik farklılıklar ve etnik çeşitlilik dental farklılıkların
oluşumunda anahtar faktörler olarak rapor edilmiştir
(7). Araştırmacılara göre çeşitli çalışmalarda değişpopülasyonlarda farklı dental anomalilerin yüzdeleri verilmiş olmasına rağmen bütün bu çalışmaların
tek ortak yanı çalışılan her toplulukta kaçınılmaz bir
şekilde gelişimsel dental anomalilere rastlanılmış olmasıdır (4,10). Sayı, şekil ve boyut açısından dental
anomalileri inceleyen prevalans çalışmaları bulguları
açısından büyük çeşitlilik göstermektedir (4). Stecker
ve ark.na göre dental anomalilerin prevalansı ırksal
özelliklere bağlı olacak şekilde farklılık göstermektedir (1). Belli bir etnik grupta daha sıklıkla oluşabilen
özellikler söz konusu popülasyon için spesifik olarak
kabul edilebilir (3). Talasemiler geniş bir grup içinde
değerlendirilen genetik kan hastalıklarıdır (11-15).
‘Ortak bir genetik defektin’ bulunmasının, eksik,
malforme ve hatta ektopik veya malpozisyona uğ-
ramış dişler olmak üzere çeşitli fenotipik belirtilerin
artmasına sebep olabileceği öne sürülmüştür (16).
Kuzey Kıbrıs ve Türkiye’nin geniş etnik çeşitliliğine ilave olarak, alfa-talaseminin artan yaygınlığına
katkıda bulunan diğer bir unsur olan akraba evliliği,
Türkiye’de hala çok yaygındır (15).
Bu retrospektif çalışmanın amacı Kıbrıs hasta popü-
lasyonundaki diş gelişim bozukluklarının yaygınlığı-
nı ve karakteristiklerini radyografik olarak inceleyerek bu konu ile ilgili veri toplamak ve bu toplumdaki
daimi dentisyondaki anomalilerin kendi içlerinde ve
diğer patolojiler ile aralarında ilişki olup olmadığını
değerlendirmektir. Çalışmanın diğer bir amacı da bu
topluluk için elde edilen verilerin uluslararası literatür ile karşılaştırılması ve bu karşılaştırma sonucu bu
toplumu diş anomalileri açısından diğer toplumlardan ayıran genetik olarak tanımlı bir yaygınlık farklı-
lığının olup olmadığının değerlendirilmesidir.
Gereç ve Yöntem
Toplum bazlı bu retrospektif çalışmada, yaşları 16
ila 82 arasında değişen toplam 4672 hastanın (2394
kadın ve 2278 erkek) Ocak 2007’den Şubat 2010’a kadar olan süredeki panoramik radyografları ve klinik
kayıtları dosyalarında bulunan medikal kayıtlar aracılığıyla incelenmiş ve olası diş gelişim bozuklukları
değerlendirilmiştir. Hastalara ait bütün demografik
veriler kayıt edilmiştir. Yaş, cinsiyet, sistemik hastalıklar veya sendromlar ve etnik köken de dahil olmak
üzere bütün veriler hasta dosyalarından elde edilmiş-
tir. Cinsiyete, çenelere ve dental lokalizasyona ait
ayırt edici karakteristik özellikler de kayıt edilmiştir
(9). Irksal farklılık nedeniyle 408 hasta çalışma dışı
bırakılmıştır. Çalışmaya sadece Kıbrıslı bireyler dahil
edilmiştir, diğer bir deyişle bütün hastalar etnik olarak Kıbrıs kökenlidir.
Bu çalışma Yakın Doğu Üniversitesi Diş Hekimliği
Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi ve Endodonti Anabilim
Dalında gerçekleştirilmiştir. Çalışma protokolü, bütün
iyileştirme ve revizyonları içerecek şekilde, Helsinki
Deklarasyonunda tanımlanan prensiplere uygun olarak düzenlenmiştir. Toplanan veriler için sadece çalış-
maya katılan araştırmacılara ulaşım yetkisi verilmiştir.
Diş Hekimliği Fakültesi’ne (Lefkoşa, Kıbrıs) ait kurumsal değerlendirme kurulu ve etik komitesi tarafından
çalışma protokolü ve bilgilendirilmiş onam formu
değerlendirilmiş ve onaylanmıştır. Bilimsel çalışmalar
için panoramik radyografların kullanılabileceğine dair
bilgilendirilmiş onam formları elde edilmiştir. Onam
formları hastalar tarafından veya hastaların yasal temsilcileri tarafından imzalanmıştır. Standardizasyon
amacıyla radyografik inceleme esnasında 16 yaşından
daha genç olan hastalar çalışmaya dahil edilmemiş-
tir (9,17). Diğer bir deyişle süt dişi içeren panoramik
radyograflar çalışma grubuna alınmamıştır. Çalışmaya
dahil edilen örnek grubu, yaşları 16-82 arasında de-
ğişen bireylerin 4672 panoramik radyograflarından
oluşmaktadır. Dental kayıtlar, panoramik radyograflarda izlenmeyen, fakat daha önceden tedavisi yapılmış diş gelişim bozukluklarının olup olmadığına dair
de taranmıştır. Bu değerlendirmeler esnasında geç olgunlaşma zamanları nedeniyle 20 yaş dişleri yapılan
incelemelere dahil edilmemiştir (6,18).
Dijital panoramik radyograflar üretici tarafından
tavsiye edildiği üzere 1.25 büyütmeye ayarlanmış ve
maksimum sensör çözünürlüğü 9 çizgi çifti/mm olan
Planmeca PM 2002 cc Proline, (Helsinki, Finland) cihazı ile çekilmiştir. Tüm radyografların elde edilmesi sırasında standart kafa pozisyonu sabitlenmiş kafa
çubukları ile sağlanmıştır. Eksposür ayarları hastaya
bağlı olarak, 60-66 kVp, 4-8 mA olacak şekilde ayarlanmış ve her bir ekspoz 2.47 mm’lik yarı-değer tabakasına sahip alüminyum ile 18 s olacak şekilde yapılmıştır. Bütün dijital görüntüler üreticiye ait yazılım
(Dimaxis pro, version 4.0.5, Planmeca) ile bilgisayar
veri tabanında saklanmıştır. Her bir imaj standart
koşullar altında değerlendirmeyi sağlayacak en iyi
görüntüyü elde edebilmek için %110 olacak şekilde
büyütülmüş ve kontrast ve parlaklık optimum olacak
şekilde ayarlanmıştır. Radyografik değerlendirmeler
esnasında gözlemciler bireylerin isimleri, medikal
geçmişleri ve klinik durumları hakkında bilgilendirilmemişlerdir. Çalışmada gizliliği (“blinding”) sağlayabilmek için, gözlemcilerin görüntüleri sadece bireylerin medikal kayıt numaraları ile değerlendirmelerine
izin verilmiştir. Değerlendirmelerin tümü, 76 Hz’de
çözünürlüğü 2048 x 1536 olan ve 10 bitte işletilen
0.2115 mm nokta atışına sahip (pitch) 21.3 inch’lik
düz panel renkli matrikse sahip TFT medikal ekran
(display) (Nio Color 3MP, Barco, France) üzerinde
gerçekleştirilmiştirRadyograflar diş gelişim bozukluklarının varlığı açısından detaylı bir biçimde incelenmiştir.
Radyografların tümü, yazarların tümü tarafından
oluşturulan panel tarafından tartışılmış ve değerlendirilmiştir. Araştırma başlamadan önce, değerlendiriciler 15 farklı dental anomali vakası içeren 100 adet
radyografı tek başlarına okuyarak kalibre edilmişlerdir. Araştırma öncesinde, her bir araştırıcının kendi
içinde güvenilirliği ve aynı kanıya varma kapasitesi
(“reproducibility”) sağlanana kadar değerlendiricilerin kalibrasyonuna devam edilmiştir. Araştırmacılar
arası farklılıklar ise konsensus ve birbirini onaylama
yöntemi ile çözülmüştür (19). Şüpheye düşüldüğü
durumlarda ise, çözüme bütün araştırıcıların katıldığı
tartışma sonucu varılmıştır (20). Herhangi bir radyografik bulgunun varlığı konusunda değerlendirmeciler
arasında bir uzlaşmaya varılamaması durumu 15 adet
panoramik görüntünün veri bütününden çıkarılması
ile sonuçlanmıştır. Son aşamada, radyografik olarak
yanlış değerlendirme miktarının azaltılması için 10
yıllık profesyonel deneyimi olan 1 ağız, diş ve çene
radyolojisi uzmanı bulguları dikkatlice değerlendirmiş ve doğrulamıştır (2,4). Ağız, diş ve çene radyolojisi uzmanının elde ettiği sonuçların güvenilirliğinin değerlendirilmesi için, ilk değerlendirmeden 2
ay sonra 100 adet rastgele seçilmiş olan radyograflar
aynı uzman tarafından yeniden incelenmiştir. Elde
edilen, bu araştırmacıya ait değerlendirmeler arası
farklılık “Wilcoxon matched-pairs signed-ranks” testi
ile incelenmiştir (p≤0.05).
Diş gelişim bozukluklarının seçilmeleri, çalışmaya
dahil edilmeleri ve kodlanmaları esnasında Hastalıklar
için Uluslararası Sınıflandırma Kodları [ICD- Versiyon
2007 Bölüm XI, Sindirim Sisteminin Hastalıkları
(K00-K93)] içinde bulunan ve “oral kavitenin, tükü-
rük bezlerinin ve çenelerin hastalıklarının” sınıflandırılması için kullanılan [K00-K14] isimli kodlardan
yararlanılmıştır. Kullanılan bu kodlara bağlı olarak,
radyografların aşağıda sıralanan anomaliler açısından
değerlendirilmesine karar verilmiştir. K00.4 Diş geli-
şim bozuklukları: hipersementoz ve dilaserasyon.
Dilaserasyon, diş kronu ve kökü arasındaki doğrusal
ilişkideki deviyasyon veya bükülmedir; gelişmiş bir
dişin kökü veya kronundaki 90 derece veya daha fazla
miktarda görülen keskin köşe veya angülasyon olarak
da tanımlanmaktadır. Bu durum özellikle dişin kökü
meziyale veya distale doğru açıkça eğimlendiğinde
daha net olarak gözlenir (4,6,9). Çok köklü dişlerde,
eğer en azından bir kök dilaserasyon sergiliyorsa, diş
kökünde dilaserasyon var olarak nitelendirilir. Ancak
dilaserasyonların yaygınlığının hesaplanmasında çok
köklü dişler bir veya daha fazla dilasere kök sergileseler bile, bir tek kökte dilaserasyon vakası var sayılır
(9) (Şekil 1). Dişin fizyolojik limitlerinin ötesinde sement üretimi ile karakterize olan hipersementoz ise
Şekil 2’de gösterilmiştir.
Elde edilen veriler Windows için SPSS 11.0 programı (SPSS Inc, Chicago, IL, USA) kullanılarak değerlendirilmiştir. Her bir dental anomalinin oluşum oranları toplam örneğin yüzdesi olarak hesaplanmıştır.
Radyolojik olarak tespit edilen diş gelişim bozukluklarının sistemik hastalıkların tipi, yaş ve cinsiyet ile olası korelasyonları Ki-kare testi ile değerlendirilmiştirradyolojik farklılıkların değişimleri ise yine Ki-kare
testi kullanılarak incelenmiştir. P değerleri için ≤0.05
varlığında, istatistiksel olarak belirgin bir korelasyon
olduğu sonucuna varılmıştır.
Bulgular
Araştırmacılar arasındaki hemfikir olma/olmama
oranı Wilcoxon matched-pairs signed ranks testi
(p≤0.05) kullanılarak değerlendirilmiştir. Test sonuç-
ları araştırmacılar arasında istatistiksel olarak belirgin
bir farklılık olmadığını göstermiştir. Veriyi beraber
incelediklerinde araştırmacılar için %92 oranında
uyumluluk tespit edilmiştir. Buna uygun olarak araş-
tırmacılar arası yanılma payı göz ardı edilebilir oranlarda bulunmuştur. İstatistiksel analizler 100 adet
radyografdan oluşan alt grup için aynı araştırmacı-
nın tekrarlanan değerlendirmeleri arasında da belirgin farklılıklar olmadığını göstermiştir (p>0.05). Aynı
araştırmacının kendi içindeki doğruluk oranı (“intraobserver agreement”) araştırmacının yorumlarında
%95 oranında tutarlı olduğunu göstermiştir. Bu oran
verilerin değerlendirilmesindeki güvenilirlik açısından önemlidir.
Dilaserasyon %20.6 ve hipersementoz %1.2 olmak
üzere sadece bazı radyograflarda gözlenmiştir (Tablo I).
Diş gelişim bozuklukları Pearson Ki-kare testi
(p≤0.05) ile cinsiyet ve lokalizasyon açısından incelendiğinde hipersementoz ve dilaserasyonlara kadın
hastalarda belirgin olarak daha yüksek miktarlarda
rastlanmıştır (Tablo II). Bu iki grup anomaliye en sık
olarak mandibüler keser ve premolar ve maksiller premolar alanlarında rastlanmıştır (Tablo III). Alt çenede
hipersementoz ve dilaserasyon üst çeneye göre anlamlı oranda yüksek bulunmuştur.
Diş gelişim bozukluklarının yaygınlığı açısından
herhangi bir hastalığı olmayan kontrol grupları ve
sistemik hastalığı olan veya alfa-talasemisi olan hasta
grupları arasında belirgin bir farklılık gözlenmemiştir
(Tablo IV).
Tartışma
İncelenen örneğin etnik kökenine bağlı olarak bazı
anomaliler daha yüksek veya daha düşük bulunabilir
(5). Belli etnik gruplarda daha sıklıkla rastlanan anomaliler, o etnik gruba veya popülasyona özgü kabul
edilebilir (3). Örneğin Stecker ve ark. Asya ve Asya’danolmayan dental popülasyonlar arasında çeşitli dental
anomalilerin yaygınlığı açısından farklılıklar olduğunu bildirmişlerdir (1). Bu araştırmacılara göre, dental
anomalilerin oluşumlarında etnik farklılıkların rolü-
nün farkında olan diş hekimleri, rutin klinik incelemeler esnasında hastalarda dental anomalilerin bulunması konusunda daha tetikte olabilirler.
Brook’a göre dişlerin sayı, şekil ve boyut anomalilerinin görülme sıklığı ile ilgili çalışmaların sonuçları
bulguları açısından çok çeşitlilik gösterebilmektedir
(10). Bu araştırmacıya göre çalışılan grubun etnik kö-
keninin, cinsiyet dağılımının, yaş gruplarının örneklenmesinin ve çalışma sırasında kullanılan inceleme
yöntemlerinin, tanı kriterlerinin ve çalışılan grubun
kaynağının bilinmesinin önemli olduğu gösterilmiş-
tir. Değerlendirme için hastanın dental öz geçmişinin
bilinmesi önemlidir ve ağzın tüm bölgelerinden radyograf alınması faydalıdır. Bulgular her dentisyon için
ayrı ayrı kaydedilmeli, ancak anomaliler tek başlarına
değil grup olarak değerlendirilmelidir. Araştırmacının
bu önerisi doğrultusunda, yapılan bu çalışma sadece
daimi dentisyonda gerçekleştirilmiş ve anomaliler tek
başlarına değil gruplandırılarak çalışılmıştır. Yapılan
bu çalışmaya benzer olarak, dental anomalileri geniş
bir yaş aralığında inceleyen çalışmalar mevcuttur.
Örneğin, Masood ve ark. 27-90 yaş aralığındaki hastaları çalışmalarına dahil etmişlerdir (21). Miloğlu ve
ark. ise yaş aralığı 15 ila 65 olan bir grup hasta üzerinde çalışmışlardır (9).
Her ne kadar periapikal film kullanımını tercih
eden çalışmalar olmasına (9,22) ve bu çalışmaların
bazılarının (23) kliniğe yeni başvuran her yeni yetiş-
kin hastadan rutin panoramik radyograf alınmasını
destekleyecek herhangi bir kanıt ortaya koymamasına rağmen, bu çalışmada panoramik radyografiler
kullanılmıştır. Panoramik radyografi, hem maksiller
hem de mandibüler arkı, hem de bunların destekleyici yapılarını içeren fasiyal yapıyı tek bir görüntü olarak üreten radyolojik bir tekniktir (2). Çeşitli
araştırmacılar dental anomalilerin yaygınlığını radyografik olarak incelemişlerdir (7,8). Bu araştırmacı-
lar, epidemiyolojik kökeni olan dental anomalilerin
kantitatif değerlendirmesi için panoramik radyografların uygun olduğu sonucuna varmışlardır. Tüm diş-
leri kapsaması, düşük hasta radyasyon dozu, yüksek
hasta uyumu ve görüntüleme zamanının kısa olması sayılabilecek olan avantajları arasındadır (2,21).
Cholitgul ve Drummond dental anomalilerin tanı ve
doğrulanmasında panoramik radyografların değerini
göstermişlerdir (24). Hamasha ve Safadi ise periapikal radyografların incelenmesi esasına dayanan bir
çalışma sunmuşlardır (22). Bu çalışmalarında araştırmacılar her bir hasta başına ortalama 2 ila 3 periapikal film incelemişler ve bu sayıdaki filmin incelenen
bireylerin tüm ağızlarına dair verilerin toplanması
için yetersiz kaldığı sonucuna varmışlardır. Ezoddini
ve ark. dental anomaliler ile ilgili çalışmalarda rapor
edilen daha düşük oranların panoramik yerine periapikal radyografların kullanımına bağlı olabileceğini
belirtmişlerdir (2).
Bu çalışmada dilaserasyonlara (%20.6) sıklıkla mandibüler keser, premolar ve maksiller premolar bölgelerde ve kadın hastalarda belirgin olarak daha yüksek
oranda rastlanmıştır. Bu oran dilaserasyonları rapor
eden diğer çalışmalarda (4,9) elde edilen sonuçlardan
bir miktar daha yüksektir. Dilaserasyonların tanısının
ortodontik tedaviler açısından olduğu kadar, diş çekimleri ve kanal tedavileri açısından da önem taşıdı-
ğı uzun zamandır kabul görmektedir (6). Miloğlu ve
ark. bir grup Türk hasta popülasyonunda kök dilaserasyonlarının yaygınlığını cinsiyet ve dental lokalizasyon açısından değerlendirmişlerdir (9). Hastaların
%9.5’inde kök dilaserasyonu olduğunu bildirmişlerdir. İstatistiksel olarak kadın ve erkek hastalar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. En çok alt çene
3. molar dişlerde kök dilaserasyonuna rastlanmıştır.
Bu dişi sırasıyla üst 3. molar ve üst 1. molar dişler takip etmiştir. Uslu ve ark. dilaserasyon görülen dişlerin
genellikle posteriyor bölgede bulunması itibariyle vanteriyor dişlerle kıyaslandıklarında, posteriyor dişlerin direkt travmaya uğramaması bakımından, güncel
çalışmalarda dilaserasyonun travma ile ilişkili olmayıp, gerçek bir gelişimsel anomali olduğunun öne sü-
rüldüğünü belirtmişlerdir (4).
Araştırmacıların bir kısmı cinsiyetler arasında bazı
dental anomaliler açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğunu bildirirken, farkın anlamlı olmadığını rapor eden araştırmacılar da vardır. Örneğin
Uslu ve ark. sadece kadınlarda görülen mikrodonti ve
ektopik erupsiyon haricindeki dental anomalilerde
cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olmadığını bildirmişlerdir (4). Yapılan bu çalışmada da hipersementoz ve dilaserasyonlar kadınlarda
belirgin oranda daha fazla izlenmiştir.
Desiate ve Milano ektodermal hipohidrotik displazi,
Marfan ve Robinson gibi herediter sendromların diş
anomalileri ile karakterize olduklarını bildirmişlerdir
(25). Bu araştırmacılara göre, dental anomalilerin varlığının gözlenmesi, hekimi daha komplike sendromların varlığı şüphesine doğru yönlendirmelidir.
Pedreira ve ark. nöropsikomotor bozuklukları olan
hastalarda dental farklılıklar üzerinde çalışmışlar ve
genetik değişikliklerin ve etnik farklılıkların, dental
değişikliklerin oluşumunda anahtar faktörler olduğu
sonucuna varmışlardır (7). Ayrıca yaygın bir genetik
defektin eksik, malforme ve hatta ektopik ve malpozisyone dişleri içeren farklı fenotipik görünümlere yol
açabileceği iddia edilmiştir (16). Lateral kesiciler, kaninler ve 2. premolarlar gibi dental laminanın kritik
marjinal alanlarında gelişim gösteren maksiller dişler
bu duruma daha yatkın gözükmektedir. Bu dental
anomalilerin genetik geçişli olabilecekleri bilinmektedir. Dolayısıyla herhangi bir anomalinin ailede olduğunun bilinmesi, klinik veya radyografik olarak
erken tespit edilmesi, aileyi ve klinisyenleri yüksek
oranda aynı bireyde başka defektlerin de olabileceği,
ya da ailenin diğer bireylerinde de aynı tip anomalilerin gözlenebileceği olasılığına götürmelidir (16).
Örneğin Ezoddini ve ark. panoramik radyograf için
başvuran ve dental anomali tespit ettikleri hastaların
1. ve 2. nesil akrabalarını kapsayan detaylı ailesel geç-
mişlerini elde etmişler ve vakaların bir bölümünde
dental anomalilerin ailesel geçişinin pozitif olduğunu bildirmişlerdir (2). Aljamal ve ark. dudak-damak
yarıklı hastalarda dental anomalilerin sıklığını incelemişler ve dental anomalilerin bu toplulukta normal
topluma göre daha yüksek oranda bulunduğunu bildirmişlerdir (6). Uslu ve ark. da ortodontik hastalarda
belirgin şekilde yüksek oranda dental anomali tespit
edildiği sonucuna varmışlardır (4). Buna bağlı olarak
benzer şekilde Kıbrıs popülasyonundaki ortodonti
veya yarık dudak-damak hastaları gibi spesifik grupları da kapsayan daha ileri çalışmalar yapılmalıdır.
Araştırmacılar bir grup talasemik hastadaki radyografik değişiklikleri karşılaştırmışlar ve talasemi
majörlü hastalarda kısa kökler, taurodontlar, incelmiş lamina dura, genişlemiş kemik iliği boşlukları,
küçük maksiller sinüsler, inferiyor alveolar kanalın
eksikliği ve mandibulanın ince korteks yapısının bulunmasının güvenilir tanı kriterleri olduğu sonucuna
varmışlardır (12). Ayrıca oral kandida kolonizasyonu
ve sayısının beta-talasemi majörlü hastalarda sağlıklı
bireylere göre belirgin oranda yüksek olduğu bulunmuştur. Talasemi hastalarında cerrahi splenektomi
oral kandidal organizmaların kolonizasyon miktarını
artırabilmektedir (26). Talasemi minör orta şiddettedir ve genellikle semptomsuzdur, tek göstergesi hipokromik mikrositik anemidir (12). Araştırmacılara
göre özellikle farklı kültürel kesimlerin birleştiği toplumlarda hizmet veren diş hekimleri bu hastalığın
doğası ve dental sağlığa yansımalarından haberdar
olmalıdırlar (12). Kıbrıs’ta yapılan bu çalışmada hasta
olmayan kontrol grupları ile kıyaslandığında sistemik
hastalıkları ve alfa-talasemisi olan bireyler arasında
diş gelişim bozukluklarının yaygınlığı açısından belirgin bir farklılığa rastlanmamıştır.
Pinheiro ve ark. hipersementozlu dişlerin apekslerinin morfolojik karakterlerini değerlendirmek üzere
elektron mikroskobunu kullanarak bir çalışma yapmışlardır (27). Araştırmacılar hipersementozun dişin
fizyolojik limitlerinin ötesinde sement üretimi ile
karakterize olduğunu belirtmişlerdir. Bu aşırı derecede artmış oranda gözlenen sement, apekste normal
olmayan bir kalınlaşmaya sebep olmaktadır. Artan
bu kalınlaşma nedeniyle apeks tombul yuvarlak bir
şekil alabilmekte ve bu durum makroskobik olarak
kökün görünümünde farklılığa sebep olmaktadır.
Araştırmacılara göre, hipersementozun ırksal olarak
veya popülasyon gruplarına göre dağılımı henüz bir
araştırmada yayınlanmamıştır. Ancak yapılmış çeşitli
çalışmalardan bahsetmişlerdir. Bu bahsedilen çalış-
malardan bir tanesinde hipersementozun yaygınlı-
ğı %3.8 olarak bildirilmiş ve en sık olarak premolar
dişlerde gözlendiği belirtilmiştir. Bizim çalışmamızda da hipersementoz vakalarına premolar bölgelerde
sıklıkla rastlanmıştır. Hipersementoza bağlı düzensiz
apikal sement birikimi esnasında kan damarlarının
ve sinir filamentlerinin bulunması çok sayıda foramen oluşmasına sebep olabilmektedir. Bu morfolojik
özellikler endodontik tedavi işlemleri sırasında önem
kazanmaktadır. Hipersementozlu dişlerde endodontik kanal preparasyonunun ve kök kanal dolgusunun
sement-dentin-kanal birleşim yerinin üstünde mi,
yoksa altında mı kalması gerektiği karar verilmesi zolan bir klinik tercihtir. Kök kanal preparasyonunun
apikal sınırı çeşitli anatomik referans noktalarına
bağlıdır ve hipersementoz varlığı bu referans noktalarına göre verilecek olan tedavi kararlarında zorlu-
ğa sebep olabilir. Hipersementozun klinik derecesine
göre kanal tedavisini güçleştirebilecek çeşitli zorluklar ile karşılaşılabilir. Örneğin, ileri dereceli hipersementoz vakalarında apikal foramen bazen tamamen
tıkanabilmektedir. Kök yüzeyinde düzensizliklerin
bulunduğu durumlarda bu bölgeler kök kanal enfeksiyonu sırasında bakteriyel kolonizasyon için ilave
yerler olarak rol oynamakta ve bu durum tedaviye
cevap vermeyen lezyonların oluşmasına sebebiyet verebilmektedir. Kök yan yüzeylerinde lokalize olmuş
ve foramina sergileyen hipersementoz durumları ise
bu açıklıklar bakteri ve toksinlerine geçiş sağlayabileceği için endo-perio lezyonlarının görülmesinde rol
oynamaktadır.
Baccetti ayrıca, farklı diş anomalileri arasında bir
ilişkinin varlığının klinik geçerliliğinden bahsetmiştir
(28). Çünkü bir anomalinin erken teşhisi diğer anomalilerin var olabileceği konusunda artmış risk ihtimali
olabileceğini gösterebilir. Araştırmacıya göre, insanda diş ve sürme anomalilerinin ileride yapılacak olan
daha geniş spektrumlu analizi ile farklı anomaliler
arasında gözlenen ilişkinin daha detaylandırılması ve
hatta anomaliler arasında daha farklı biçimlerde ilişkilerin tespit edilmesi mümkün olabilir. Ancak Kıbrıs’ta
yapılan bu çalışmada değerlendirilen popülasyonda
diş gelişim bozuklukları arasında herhangi bir ilişki
rapor edilmemiştir. Kırsal kesimi de içine alan daha
geniş örnek grupları ile yapılacak olan daha ileri çalışmalar Kıbrıs halkı için dental anomaliler arasındaki
gerçek ilişkinin tespit edilmesine yardımcı olabilir.
Bu çalışma bazı kısıtlamalara da sahiptir. Örneğin,
klinik değerlendirme olmadan sadece radyolojik olarak diş gelişim bozukluklarının teşhis edilmesinin bazen hatalı/pozitif veya hatalı/negatif sonuçlara sebep
olabileceği gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu nedenden dolayı bu çalışmada sadece radyografik
olarak kolaylıkla teşhis edilebileceği düşünülen anomaliler tanı kriterlerine dahil edilmiştir. Örnek sayısı
fazla olmasına rağmen, çalışılan popülasyon sadece
diş hekimliği fakültesine gelen hasta profilini yansıtmaktadır. Kıbrıs’ta daha geniş popülasyon grupları ile çalışılmalıdır. Ancak yine de ‘sadece ortodonti
bölümüne başvuran hastalar veya sadece spesifik bir
sendromu olan hasta grubu’ gibi herhangi bir özel
popülasyon kısıtlaması yapılmamıştır. Dolayısıyla,
çalışmanın genel olarak toplumun diş gelişim bozuklukları yaygınlık oranını yansıtabildiği düşünülmektedir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, çalışılan anomalilerin yaygınlığı diğer rapor edilen popülasyonldakilerden belirgin olarak farklı değildir. Bildiğimiz
kadarıyla yetişkin bireylerdeki diş gelişim bozukluklarını inceleyen bu çalışma Kıbrıs popülasyonu için
ilk defa gerçekleştirilmiştir. Ancak sadece şehir bölgesini kapsamaktadır. Daha geniş bir epidemiyolojik
çalışma olabilmesi için adanın diğer kesimlerinin de
çalışmaya dahil edilmesi gerekmektedir. Oral kavitede gözlenen yaygın dental varyasyonlara ait raporlamalar hastalara düzgün dental bakım ve tedavinin
verilmesine olanak sağlamaktadır. Farklı etnik kökenlerde gözlenen dental gelişimsel anomaliler hakkında
halihazırda bilinenlerin gelecekteki gelişimine katkı
açısından, çeşitli sendromlar da dahil olmak üzere
medikal komplikasyonların herhangi bir önemleri
olup olmadığının değerlendirilmesi için uzun süreli
izlem gerektiren çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Bununla beraber yapılan bu çalışmada diş gelişim
bozukluklarının yaygınlığını genetik, sosyal ve coğrafik farklılıklar açısından etkileyen ve Kıbrıs popülasyonunu diğer topluluklardan bu özellikler açısından
ayıran herhangi bir veriye veya bu topluma özgü ayırt
edici bir özelliğe rastlanmamıştır.
Diş gelişim bozukluklarının kesin sebepleri hala
belirsizdir. Genetik bilimindeki güncel ilerlemeler,
anomalilerin gelişimi ve ilerlemesi konusunda önemli ipuçları sağlayabilir. Hasta, dental anomalinin sistemik veya sendromal bir bağı olabileceği ihtimali
doğrultusunda değerlendirilmeli ve eğer endikasyonu
varsa, genetik bir konsültasyon istenmelidir.

Türkiye’nin ilk İşletme Fakültesi olan İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi bir ilke daha imza atmaya hazırlanıyor. Arastirmax.com "1. Liselerarası İşletme ve Ekonomi Proje Yarışması"nın sponsorlarından biri olmaktan gurur duymakta.