Dental travma tedavisinde kullanılan splint çeşitleri

Makalenin İngilizce İsmi: 
Splint systems used in the treatment of dental traumatology
Makale İçerik Bilgileri
Makale Dili: 
Türkçe
Anahtar Kelimeler: 
Dental travma
diş mobilitesi
splint uygulamaları
Türkçe Özet: 

ÖZET
Travma sonucu yer değiştiren veya avulse olan daimi dişler, tedavi prosedü-
rünün bir parçası olarak periodontal iyileşmeyi destekleyecek şekilde splintlenmelidir. Literatürde birçok farklı splint tipinden bahsedilmektedir. Yapılan
çalışmalarda en ideal splint tipinin pasif ve fizyolojik diş mobilitesine izin
veren fleksibl splintler olduğu belirtilmiştir. Bu makalede travma görmüş diş-
lerde kullanılan splint çeşitleri ve kullanım prensipleri güncel literatür ışığında
gözden geçirilmiştir

Key Words: 
Dental injury
tooth mobility
splinting methods
İngilizce Özet: 

Traumatically loosened, displaced or avulsed permanent teeth should be
splinted to support periodontal healing as a part of treatment process. Many
different types of splinting have been described in the literature. Recent studies have revealed that the ideal splint type is the flexible splints which
permit passive and physiological tooth mobility. In this article splint types
used in traumatized teeth and their principles of use are reviewed based on
the current literature.

Yazar Bilgileri
1. Yazar
Yazar Adı: 
Özlem Martı Akgün
Makale Künye Bilgisi
Makalenin Yayımlandığı Dergi: 
Gülhane Tıp Dergisi
Makale Yayın Yılı: 
2011
Cilt/Sayı: 
53
Sayı: 
2
Sayfa Aralığı: 
143-148
Referanslar: 

1. Borssen E, Holm AK. Treatment of traumatic dental
injuries in a cohort of 16-years-old in northern Sweden.
Endod Dent Traumatol 2000; 16: 276-281.
2. Gabris K, Tarjan I, Rozsa N. Dental trauma in children
presenting for treatment at the Department of Dentistry
for children and Orthodontics. Budapest 1985–1999.
Dent Traumatol 2001; 17: 103-108.
3. Gaubert SA, Hector MP. Periodontal mechano-sensory
responses following trauma to permanent incisor teeth
in children. Dent Traumatol 2003; 19: 145-153.
4. Mazzoleni S, Meschia G, Cortesi R, et al. In vitro
comparison of the flexibility of different splint systems
used in dental traumatology. Dental Traumatol 2010;
26: 30-36.
5. Ferencz JL. Splinting. Dent Clin North Am 1987; 31:
395-416.Cilt 53 • Sayı 2 Dental travmalarda kullanılan splintler • 147
6. Cengiz SB, Atac AS, Cehreli ZC. Biomechanical effects
of splint types on traumatized tooth: a photoelastic
stress analysis. Dent Traumatol 2006; 22: 133-138.
7. Andreasen JO, Andreasen FM, Mejare I, Cvek M. Healing
of 400 intra-alveolar root fractures. 2. Effect of treatment
factors such as treatment delay, repositioning, splinting
type and period and antibiotics. Dent Traumatol 2004;
20: 203-211.
8. Andreasen JO, Andreasen FM. Avulsions. In: Andreasen
JO, Andreasen FM, Andersson L (eds). Textbook and
Color Atlas of Traumatic Injuries to the Teeth. 4th ed.
Oxford, Wiley-Blackwell, 2007: 444-488.
9. Kelly JR. Perspectives on strength. Dent Mater 1995; 11:
103-110.
10. Bauss O, Schwestka-Polly R, Schilke R, Kiliaridis S. Effect
of different splinting methods and fixation periods on
root development of autotransplantated immature
third molars. J Oral Maxillofac Surg 2005; 63: 304-310.
11. Filippi A, von Arx T, Lussi A. Comfort and discomfort
of dental trauma splints – a comparison of a new device
(TTS) with three commonly used splinting techniques.
Dent Traumatol 2002; 18: 275-280.
12. Andreasen JO, Andreasen FM, Skeje A, Hjørting-Hansen
E, Schwartz O. Effect of treatment delay upon pulp and
periodontal healing of traumatic dental injuries – a
review article. Dent Traumatol 2002; 18: 116-128.
13. AAPD Council on Clinical Affairs. Guideline on
management of acute dental trauma. Pediatr Dent
2008; 30: 175-183.
14. Finucane D, Kinirons MJ. External inflammatory
and replacement resorption of luxated, and avulsed
replanted permanent incisors: a review and case
presentation. Dent Traumatol 2003; 19: 170-174.
15. von Arx T, Filippi A, Buser D. Splinting of traumatized
teeth with a new device: TTS (Titanium Trauma Splint).
Dent Traumatol 2001; 17: 180-184.
16. Ebeleseder KA, Glockner K, Pertl C, Stadtler R. Splints
made of wire and composite: an investigation of lateral
tooth mobility in vivo. Endod Dent Traumatol 1995;
11: 288-293.
17. Weisman MI. Tooth out! Tooth in! Simplified splinting.
CDS Rev 1984; 77: 30-37.
18. Mandel U, Viidik A. Effect of splinting on the mechanical
and histological properties of the healing periodontal
ligament in the vervet monkey (Cercopithecus
aethiops). Arch Oral Biol 1989; 34: 209-217.
19. Stellini E, Avesani S, Mazzoleni S, Favero L. Laboratory
comparison of a titanium trauma splint with three
conventional ones for the treatment of dental trauma.
Eur J Paediatr Dent 2005; 6: 191-196.
20. Berthold C, Thaler A, Petschelt A. Rigidity of commonly
used dental trauma splints. Dental Traumatol 2009; 25:
248-255.
21. Andreasen JO. A time-related study of periodontal
healing and root resorption activity after replantation
of mature permanent incisors in monkeys. Swed Dent J
1980; 4: 101-110.
22. Andersson L, Lindskog S, Blomlof L, Hedstrom KG,
Hammarstrom L. Effect of masticatory stimulation
on dentoalveolar ankylosis after experimental tooth
replantation. Endod Dent Traumatol 1985; 1: 13-16.
23. von Arx T, Filippi A, Lussi A. Comparison of a new
dental trauma splint device (TTS) with three commonly
used splinting techniques. Dent Traumatol 2001; 17:
266-274.
24. Flores MT, Andersson L, Andreasen JO, et al. Guidelines
for the management of traumatic dental injuries. I.
Fractures and luxations of permanent teeth. Dent
Traumatol 2007; 23: 66-71.
25. Flores MT, Andersson L, Andreasen JO, et al. Guidelines
for the management of traumatic dental injuries. II.
Avulsion of permanent teeth. Dent Traumatol 2007; 23:
130-136.
26. Buonocore MG. A simple method of increasing the
adhesion of acrylic filling materials to enamel surfaces.
J Dent Res 1955; 34: 849-853.
27. Berthold C Untersuchungen zur Schienungstherapie
dentoalveolarer Verletzungen. 2002. Halle: Univ., Med.
Fak. Ref Type: Thesis/Dissertation.
28. Oikarinen K, Andreasen JO, Andreasen FM. Rigidity of
various fixation methods used as dental splints. Endod
Dent Traumatol 1992; 8: 113-119

Giriş
Epidemiyolojik çalışmalarda dental travmaların 16
yaşına kadar bireylerin %35’inde, 18 yaşına kadar
olanların ise %50’sinde görüldüğü bildirilmiştir (1,2).
Travmaların çoğu daimi dişlerde destek periodontal
dokular (lüksasyon ve avulsiyon) ve sert dokularda
(kron, kron-kök, ve kök kırıkları) meydana gelirken,
süt dişlerinde sıklıkla yumuşak dokular zarar görmektedir (1). Bunun sebebi çocuklarda alveoler kemiğin
elastisitesinin yüksek olması ve kortikal kemikten
daha spongioz olmasıdır (2,3).
Diş hekimliğide travmayı takiben etkilenen diş,
akut periodontal lezyonlardan dolayı meydana gelen artmış mobiliteyi engellemek için komşu dişlere
splintlenmektedir (4). Splintleme ile birlikte dişlere
etki eden kuvvetlerin yönü modifiye edilmektedir.
Lateral kuvvetler, kemik bütünlüğünün restore edimesi ve periodontal ligament fibrillerinin yeniden
düzenlenmesiyle daha çabuk iyileşme sağlayan ve diş
destek dokuları için daha az zararlı olan vertikal kuvvetlere dönüştürülmektedir (5). Başarılı bir tedavi için
önemli iki faktör mevcuttur: iyileşmesi istenen dokulara hafif derecede kuvvet gelmesi ve travmatize sokette dişlerde kontrollü hareket (yaklaşık 50 μm) (6).
Klinikte en sık kullanılan splint tipleri ortodontik
tel-kompozit splint, titanyum travma splint, kompozit splint, titanyum halka splint, braket splint ve
Ribbond THM’dir. Periodontal liflerin iyileşmesini
hızlandırmak ve travmatize dişlerin fizyolojik hareketi için splintlerin pasiflik ve fleksibilite özelliklerine sahip olması gerekmektedir (7). Yapılan çalış-
malar yüksek fleksibilitesi olan splintlerle stabilize
edilen dişlerde kök rezorbsiyonunun daha az oranda
görüldüğünü, rijid splintle splintlenen dişlere oranla periodontal liflerde reorganizasyonun daha iyi
olduğunu göstermiştir (8). Yapılan çoğu çalışmada
rijid splintlemenin periodontal ligamentte aşırı bir
sıkışma meydana getirerek periodontal neoanjiyogeziste bozulmaya sebep olduğu, mekanik uyaran ile revaskülarizasyona yardımcı olan orta-hafif derecede
diş hareketine izin veren splintlerin ise, ankiloz oluş-
turmadığı ve kök gelişiminde vital kalması gereken
Hetwing epitel kınını koruduğu bildirilmiştir (9,10).
İmmobilizasyon tam olarak sağlandığında, mekanik uyaranın kaybına sebep olduğundan fibroblast
metabolizmasını etkileyerek iyileşmeyi engellemektedir (6). Bu düşünce bazı yazarların şöyle bir sonuca
varmasına sebep olmuştur: splintler sınırlı bir süre
için hafif bir diş hareketine izin vermelidir, bu durum
iyileşmeyi olumlu yönde etkileyecektir (10-12).
Materyal teknolojisindeki gelişmeler ideal splint
sistemlerinin kullanımına izin vermektedir. İdeal bir
splintte olması gereken özellikler şunlardır (13-15):
1. Dişe aşırı kuvvet uygulamadan travmatize dişi
stabilize edebilmelidir
2. Dişi orijinal pozisyonunda koruyabilmelidir
3. Ortodontik kuvvet uygulaması planlanmadıkça
pasif olmalıdır
4. Fizyolojik mobiliteye izin vermelidir
5. Yumuşak dokulara zarar vermemelidir
6. Okluzal ilişkileri etkilememelidir
7. Endodontik uygulamalara ve vitalite testlerine
izin vermelidir
8. İyileşme süresince hassas olan dişleri travmatik
kuvvetlerden koruyabilmelidir
9. Estetiği iyi olmalıdır
10. Kullanıcı dostu olmalıdır
11. Kolayca temizlenebilmelidir
12. Kolaylıkla uzaklaştırılabilmelidir.
Splint çeşitleri üzerine yapılan in vitro ve in vivo
çalışmalar: Klinikte sıklıkla kullanılan splint çeşitleri, yapılan in vitro ve in vivo çalışmalarda değerlendirilmiştir. Flippi ve ark. diş mobilitesi (periotest değerleri), cep derinliği, plak birikimi, sondlamada kanama
ve splint uygulama ve uzaklaştırma süresi gibi parametreler açısından dört farklı splint çeşidini değerlendirmişlerdir (11). Araştırılan splintleme metodları
ortodontik tel-kompozit splint, buton-braket splint,
rezin splint ve titanyum travma splinttir. Titanyum
travma splintin ve ortodontik tel-kompozit splintin
diş mobilitesine normal dişlerin fizyolojik mobilitesine en yakın seviyede izin verdiğini, rezin splintin
ise fizyolojik mobiliteden daha az bir mobiliteye izin
verdiğini saptamışlardır. Fiksasyon ve uzaklaştırma
için gerekli olan en kısa sürenin titanyum travma
splinte ait olduğunu bildirmişlerdir (11).
Hasta açısından bakıldığında splintin rahat olması,
ağız hijyeni, konuşma ve yemek yemeyi engellememesi önemlidir. Ek olarak splintler yumuşak dokuları irrite etmemelidir. Flippi ve ark. dudakları en fazla
irrite eden ve konuşmaya en fazla engel olan splint
çeşidinin buton-braket splint olduğunu, diş etini
en fazla irrite eden ve diş fırçalamaya en fazla engel
olan splintin ise rezin splint olduğunu belirlemişlerdir (11). Periodontal parametreler hastanın oral hijyen alışkanlıklarına göre değişim göstermiştir. Sonuç
olarak kullanımı en uygun olacak splintler olarak ortodontik tel-kompozit splint (Şekil 1,2) ve titanyum
travma splinti önermişlerdir (Şekil 3,4)Uygulanan splintlerde stabilite ve splintin dişlerin
fizyolojik mobilitesine izin vermesi yanında hastanın
konforu da önemlidir. Travma sonucu uygulanan
splintler ağızda kaldıkları sürece hastayı rahatsız etmektedir. İyileşmesi istenen yumuşak dokuların mekanik ve inflamatuvar irritasyonundan kaçınılmalıdır.
Dental travmayı takiben iyileşmenin sağlanabilmesi
için oral hijyenin sağlanması çok önemlidir. Plak birikimi travmatize dişin periodontal olarak iyileşmesi
açısından zararlıdır. Flippi ve ark. buton-braket splint
ve ortodontik tel-braket splintin aynı derecede plak
akümülasyonuna sebep olduğunu belirtmişlerdir
(11). Rezin splintler ise bu iki splinte oranla daha fazla plak akümülasyonuna sebep olan ve gingival marjinde daha fazla irritasyona sebep olan splint tipidir.
Buton braket splintler diğer splintlere oranla daha
azla yer kaplamakta, splint yerleştirildikten itibaren 1
gün içerisinde dudaklarda sensitivite ve konuşma bozukluklarına sebep olabilmektedir. Titanyum travma
splint ve ortodontik tel-kompozit splintler bu açıdan
daha az irritasyona sebep olmakta ve hasta tarafından
daha iyi tolere edilebilmektedir. Sonuçlara göre titanyum travma splint ve ortodontik tel-kompozit splint
yumuşak dokuları minimal olarak irrite ettiğinden ve
hastalar tarafından tolere edilebildiğinden kullanımı
önerilmiştir. Bunun yanında TTS daha kısa süreli uygulama ve uzaklaştırma süresi olduğundan, yaşı kü-
çük hastalarda daha rahat kullanılabilmektedir (11).
Mazzoleni ve ark. klinikte kullanılan farklı splint sistemlerinin (Ribbond THM, rezin splint, tel-kompozit
splint, buton braket splint, titanyum travma splint)
fleksibilitelerini in vitro olarak karşılaştırmışlardır
(4). Fleksibilitesi en yüksek olan splint çeşitlerinin
titanyum travma splint ve Ribbond THM olduğunu
tespit etmişlerdir. Yaptıkları çalışmanın sonuçları-
na göre titanyum travma splint ve ribbond THM en
yüksek elastisiteye ve düşük deformasyon enerjisine
sahiptir. Diğer taraftan rezin splint en rijid splinttir
ve periodontal ligamentin iyileşmesi için gerekli olan
diş mobilitesine izin vermemektedir. Hasta açısından
kullanımı da rahat değildir. Buton braket splint ve ortodontik tel-kompozit splintler de fleksibilite göstermiştir, fakat optimal iyileşme için gerekli mobiliteyi
travmatize dişe vermemektedirler (4).
Cengiz ve ark. splint tiplerinin travmatize dişte radiküler ve servikal seviyede fonksiyonel stres üzerinde etkinliğini değerlendirmişlerdir. Travmatize dişi
komşu iki dişe splintlemişlerdir. Sonuç olarak ortodontik tel-kompozit splintin apikal ve servikal bölgede travmatize dişi basınçtan koruduğunu belirtmiş-
lerdir, çünkü bu splint diş yüzeyinde yüksek intrensek rijiditesi olan ortodontik telle fikse edilmiştir (6).
Travmatize periodonsiyumun iyileşmesi için dişin
immobilize edilmesinin gerekli olmadığı kanıtlanmıştır. Tam tersi dişe belli derecelerde kontrollü mobilite verilmelidir. Kollajen ve protokollajen üretimine ve matürasyonuna izin veren, verilen yükün aşırı
olmadığı ve hareket limitinin maksimum 150 μm olduğu splintlerin kullanılması gerekmektedir (6).
Ebeleseeder ve ark. in vivo olarak etkilenmiş diş ve
komşu dişler arasındaki artmış mesafenin semi rijid
splintler için kontrollü immobilizasyon etkisini azalttığını saptamışlardır (16). Uzunluk arttıkça aynı kuvvete splintin serbest ve deforme olabilen kısmının
rijiditesinin azalmasıyla splint daha fazla deformasyona uğramaktadır (16).
Weisman ve Mandel’e göre ideal splintin özellikleri şunlardır: splintler pasif ve esnek olmalı, fizyolojik
dental mobiliteyi garanti etmeli, travmatize diş üzerinde yer değiştirici bir kuvvet uygulamamalıdır (17,18).
von Arx ve ark. kemik fraktürlerini sabitlemek için
geçmişte kullanılan post travmatik rijit splintlerin
artık periodontal travmatik yaralanmalarda kullanılmaması gerektiğini, çünkü bu tip splintler ile uzun
süreli immobilizasyonun kemik rezorbsiyonu riskini
artırdığını belirtmişlerdir (15).
Mandel ve Viidik pasif ve fleksibl semi rijid splintler vasıtasıyla elde edilen post travmatik iyileşmenin
splint uygulanmayan dişlere benzer olduğunu göstermişlerdir (19). Oysa Andresen ve ark. splintlerin yer
değiştirmemiş dişlerin iyileşme sürecini etkilemediğini bildirmişlerdir (7).
Bazı çalışmalarda semi rijid splint sistemlerinin kullanımının her ne kadar iyileşme sürecini etkilemediği
belirtilse de, bu tip splintler fizyolojik tolerans aralığını aşan mekanik stresi anlamlı derecede engellemektedir (6). Literatüre göre splint sistemleri arasında
titanyum travma splint ve Ribbond THM pasiflikleri
ve fleksibiliteleri sebebiyle destek dokuları etkileyen
travmatik yaralanmalarda kullanılabilecek en uygun
splintlerdir (4,19).Berthold ve ark. akrilik modeller üzerinde yaptıkları
çalışmalarında klinikte travmaya uğramış dişlerin tedavisinde sıklıkla kullanılan 12 splintin (4 rezin splint,
3 ortodontik tel-kompozit splint, 2 travma splint, 1
braket splint ve Schuchardt splintinin 2 versiyonu) rijidliğini değerlendirmişlerdir (20). Yazarlar Schuchardt
splintlerini önermemektedir, çünkü bu tip splintler
çevre dokuları travmatize etmekte, iyileşme için gerekli olan ağız hijyenini engellemektedir. Rezin splintler fosforik asid uygulamasını takiben yapılmaktadır
ve uzaklaştırılması zordur. Aynı zamanda immobilizasyon periyodu boyunca kırılabilmektedir. Braket
splintlerin yapımı sırasında özel materyallere ihtiyaç
duyulmaktadır. Ortodontik tel-kompozit splintler,
dental travmalardan sonra iyileşme için gerekli şartları titanyum travma splint kadar sağlayamamaktadır.
Ortodontik tel-kompozit splintlerin avantajı gerekli
materyallerin ucuz olması ve diş kliniklerinde rutinde
bulunabilen materyaller olmalarıdır (20).
Berthold ve ark. ayrıca periotest cihazı kullanarak
hasarlı ve hasar görmemiş dişlerde vertikal ve horizontal diş mobilitesini splint öncesi ve sonrasında
ölçmüşlerdir (20). Aradaki farkı splintin etkisi olarak
tanımlamışlardır. Karşılaştırdıkları tüm splint tiplerinde vertikal ve horizontal ölçümlerde anlamlı bir
farklılığa rastlamışlardır. Vertikal açıdan en büyük
değişiklik kompozit splintlerde, en az ortodontik telkompozit splintlerde görülmüştür. Hasarlı olmayan
dişlerdeki etkileri incelediklerinde yandaki dişlere en
fazla etkiyi Schuchardt ve braket splint göstermiştir.
Ortodontik tel-kompozit splintler ise yandaki dişlere
en az derecede etki etmiştir. Hasarlı ve hasarsız diş-
lerde horizontal açıdan en fleksibl splintler titanyum
travma splint ve ortodontik tel-kompozit splintlerdir.
Yazarlar fleksibl veya semi rijid splintlerin kökün orta
ve apikal üçlüsünde meydana gelen kırıklarda ve dislokasyona uğramış dişlerde kullanımının uygun olduğunu, rijid splintlerin ise alveoler proçesin etkilendiği ve servikal bölümde infraalveoler kök kırıkları-
nın mevcut olduğu kırıklarda kullanılması gerektiğini
belirtmişlerdir (20).
Maymunlar üzerinde yapılan çalışmalarda splintlenmeyen avulse dişlerde sorunsuz periodontal iyileş-
me olduğu saptanmış, bu dişlerin çok az bir kısmının
ise iyileşme periyodu boyunca kaybedildiği belirtilmiştir (21,22). Bu bulgular yer değiştirmiş dişlerin
tedavisinde repozisyondan sonra dişin fizyolojik mobilitesine izin veren splintlemenin gerekli olduğunu
göstermektedir, fakat splintleme mümkün olduğunca
kısa tutulmalıdır (20).
Sonuç
Son yıllarda travma sebebiyle yer değiştirmiş diş-
lerin iyileşmesi konusunda elde edilen bilgilerin artmasıyla tedavi prensipleri değişmiştir. Rijid immobilizasyonla birlikte uzayan splintleme süresi iyileşme
sonucu meydana gelen komplikasyonların artmasına
sebep olmaktadır (20-22).
Yer değiştirmiş ve kök kırığı olan dişlerde uygulanması önerilen birkaç splintleme metodu mevcuttur (23-25). Geçmiş yıllarda diş fiksasyonu, çene
ve alveoler proçesin kırıkları için uygulanan immobilizasyon prensiplerinden temel almaktaydı, fakat
Buonocore mine için asidlemeyi geliştirdikten sonra
rezin kompozitlerin tek başına veya ortodontik tellerle birlikte kullanıldığı splintleme teknikleri uygulanmaya başlanmıştır (26). Travmanın tipine göre fiksasyon yöntemlerinin stabilitesi fleksibilden rijide kadar
değişebilmektedir.
Splint rijiditesi üzerine sadece birkaç çalışma mevcuttur. Bu çalışmaların çoğunda yapay modeller kullanılmıştır (6,19). Diğer çalışmalar ise hayvan modellerin kullanıldığı in vitro çalışmalar ve travmaya
uğramış veya uğramamış insan dişlerinin kullanıldığı
in vivo çalışmalardır (27,28).
Modern diş splintlerinin sahip olması istenen özellikler, klinikte bulunan geleneksel materyallerle kolaylıkla hazırlanabilmesi, uygulanmasının kolay olması, ucuz olması, dental sert dokulara zarar vermeden uzaklaştırılabilmesidir. Splintler dişleri ve çevre
dokulara zarar vermemeli, oklüzyonu, dental hijyeni
ve endodontik tedaviyi engellememelidir. Minimal
olarak orijinal anatomik diş pozisyonunun restore
edilmesine olanak sağlamalı ve travmanın tipine göre
immobilizasyon periyodu boyunca uygun fiksasyonu
sağlamalı ve fleksibl olmalıdır (13-15).

Türkiye’nin ilk İşletme Fakültesi olan İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi bir ilke daha imza atmaya hazırlanıyor. Arastirmax.com "1. Liselerarası İşletme ve Ekonomi Proje Yarışması"nın sponsorlarından biri olmaktan gurur duymakta.