Depresif bozukluk komorbiditesi olan ve olmayan erkek yaygın anksiyete bozukluğu olgularında cinsel işlevin değerlendirilmesi
1. Yetkin N, İncesu C. Cinsel işlev bozukluklarında
kullanılan terimlerin gözden geçirilmesi. Nöropsikiyatri
Arşivi 1997; 34: 214-218.
2. Barlow DH. Causes of sexual dysfunctions: the role
of anxiety and cognitive interference. J Consul Clin
Psychol 1986; 54: 14-18.
3. Waldinger MD, Zwinderman AH, Schweitzer DH,
Olivier B. Relevance of methodological design for the
interpretation of efficacy of drug treatment of premature
ejaculation: a systematic review and metaanalysis. Int J
Impot Res 2004; 16: 369-381.
4. Angst J. Sexual problems in healthy and depressed
persons. Int Clin Psychopharmacol 1988; 13: 1-4.
5. Strassberg DS, Mahoney JM, Schaugaard M, Hale VE.
The role of anxiety in premature ejaculation. Arch Sex
Beh 1990; 19: 251-257.
6. Beck JG, Barlow DH. The effects of anxiety and
attentional focus on sexual responding: physiological
patterns in erectile dysfunction. Behav Res Ther 1986;
24: 9-17.
7. Bozkurt A, Karlıdere T, Karademir M, Özmenler KN,
Yılmaz N, Aydın H. Characteristics of 903 Turkish male
sexual dysfunction subjects: analysis of 18 years. Am
Psych Assoc 2005; 158: 21-26.
8. Ernst C, Foldenyl M, Angt J. The Zurich study: XXI.
sexual dysfunctions and disturbances in young adults.
Data of a longutudinal epidemiological study. Eur Arch
Psychiatry Clin Neurosci 1993; 243: 179-188.
9. Kennedy SH, Dickens SE, Eisfeld BS, Bagby RM. Sexual
dysfunction before antidepressant therapy in major
depression. J Affect Disord 1999; 56: 201-208.
10. Perlman MC, Martin L, Hirdes JP, Telegdi NC, Perez
E, Rabinowitz T. Prevelance and predictors of sexual
dysfunction in psychiatric inpatients. Psychosomatics
2007; 48: 309-318.
11. Sigumori H, Yoshid K, Tanaka T. Relationships between
erec tile dysfunction, depression and anxiety in Japanese
subjects. J Sex Med 2005; 2: 390-396.
12. Tuğrul C, Öztan N, Kabakçı E. Golombok-Rust cinsel
doyum ö lçeği’nin standardizasyon çalışması. Türk
Psikiyatri Dergisi 1993; 4: 83-88.
13. Taştan U, Saatçioğlu Ö, Özmen E, Erkmen H. Cinsel işlev
bozukluğu olan erkeklerde anksiyete. Yeni Symposium
2005; 43: 38-44.
14. Bancroft J, Janssen E, Strong D, Carnes L, Vukadin ovic
Z, Long JS. The relation between mood and sexuality in
heterosexual men. Arch Sex Behav 2003; 32: 217-230.
15. Colpi GM, Fanciullacci G, Beretta G, Negri L, Zanollo A.
Evoked sacral potentials in subjects with true premature
ejaculation. Andrologia 1986; 18: 583-586.
16. Van Den Hout M, Barlow D. Attention, arousal and
expectations in anxiety and sexual disorders. J Affect
Disord 2000; 61: 241-256.
17. Kennedy SH, Dickens SE, Eisfeld BS, Bagby RM. Sexual
dysfunction before antidepressant therapy in major
depression. J Affect D isord 1999; 56: 201-208.
18. Hirschfeld MD. Sexual dysfunction in depression:
disease or drug- re lated? Depress Anxiety 1998; 7: 21-23.
Giriş
Cinsel yanıt döngüsü uyarılma, plato, orgazm ve
çözülme olarak dört evreden oluşmaktadır. İnsan cinsel fizyolojisi, cinsel uyarılma ve orgazmı oluşturmak
üzere sinir sistemi, endokrin ve vasküler sistemlerin
karşılıklı etkileşimlerini içerir. Cinsel işlev bozukluğu
bu evrelerden bir veya birkaçında anatomik, fizyolojik veya psikolojik nedenlerle bozulma olması olarak
tanımlanabilir (1).
Cinsel dürtülerin anksiyete yarattığı düşünülürken, anksiyetenin de hem insan hem de hayvanda
cinsel uyarılmayı kısmi de olsa artırdığı saptanmış-
tır. Deneysel ortamlarda oluşturulan yapay anksiyete
cinsel isteği artırmaktadır. Ancak anksiyete, cinsel iş-
lev bozukluğu olan bireylerde paradoksal etki göstererek cinsel yanıtta azalmaya yol açmaktadır (2).
Anksiyete bozukluklarının alt tiplerindeki cinsel
işlev bozukluğu araştırmaları sınıflandırmaya ikincil
olarak başlamış olup, son yıllarda artış eğilimindedir.
Yaygın anksiyete bozukluğu (YAB) üzerine yürütülen
tartışmalar, tanıda yaşanan güçlükler ve yüksek komorbidite, bu konuyla ilgili yapılan çalışmaların sayısının sınırlı olmasına yol açmaktadır. 1996 yılında
61 erkek ve 92 kadından oluşan anksiyete bozukluğu
hastaları üzerinde yapılan bir çalışmada, anksiyete
grubunda kontrollere kıyasla daha sık cinsel işlev bozukluğu saptanmış, panik bozukluk ve sosyal fobide,
YAB’na göre cinsel işlev bozukluğu daha fazla bulunmuştur (3). Yine başka bir çalışmada cinsel istek azlı-
ğı YAB’da daha fazla saptanırken, panik bozukluk ve
sosyal fobide istek azlığı saptanmamıştır (4).
Anksiyete, sertleşme bozukluğunda önemli rol oynamaktadır (5). Anksiyete inhibe erektil cevapla iliş-
kilidir, ancak yaygınlaşmış kaygı uyarılmayı ve yanıtı
artırabilir. Buradan sempatik aktivasyona yol açan
anksiyete ile boşalma eşiğini düzenleyen sempatik
yolaklar arasındaki bağlantı daha net anlaşılabilir.
Erken boşalma sorunu olanlarda sertleşmenin oluşma
süresinin normal bireylerle aynı olduğu, sertleşme ni-
* Sarıkamış Asker Hastanesi Psikiyatri Servisi
** GATF Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı
*** Isparta Asker Hastanesi Psik iyatri Servisi
Ayrı basım isteği: Dr. Mehmet Ak, GATF Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim
Dalı, Etlik-06018, Ankara
E-mail: drmehmetak@gmail.com
Makalenin geliş tarihi: 10.02.2010 • Kabul tarihi: 08.12.2010Cilt 53 • Sayı 1 Yaygın anksiyete bozukluğunda cinsel işlev • 35
teliğinin daha düşük olduğu sonucuna varan çalışmalar vardır (6).
Psikiyatrik bozukluklar cinsel işlevselliği etkilemektedir. Özellikle depresif bozuklukta (DB), isteksizlik
ve haz alamayışın bir parçası olarak cinsel işlev etkilenmektedir (7). Depresyonun majör semptomu libido azalmasını da kapsayan anhedonidir. Bu nedenle
DB birlikteliği olan cinsel işlev bozukluğunun gerçek
nedenini saptamak zordur. 591 hastanın 15 yıl takip
edildiği bir çalışmada, ilaç tedavisi alan depresyon
vakalarının %63’ünde, ilaç kullanmayan depresyon
vakalarının %45’inde, normal bireylerin %25’inde
cinsel işlev bozukluğu saptanmıştır (8). Henüz tedavi almayan depresif erkeklerin %40’ında cinsel istek
azlığı saptanmış, uyarılma alanının orgazm ve boşalma alanına göre daha sıklıkla etkilendiği, semptom
oluşumunun depresyon şiddetiyle ilişkisi olmadığı
saptanmıştır (9).
40-60 yaş arası cinsel işlev bozukluğu ile anksiyete ve depresyonun bağlantısallığını araştıran bir baş-
ka çalışmada, kontrol grubuna kıyasla her bir yalın
psikopatolojinin cinsel işlev bozukluğunu iki kat,
komorbid durumların ise başta sertleşme bozukluğu
olmak üzere cinsel işlev bozukluğu sıklığını üç kat artırdığı saptanmıştır (10).
Literatürdeki veriler incelendiğinde YAB’da aceleciliğin cinsel eşdeğeri olduğu düşünülen erken boşalmanın sık olabileceği, DB komorbiditesi olan bireylerde YAB’na kıyasla istek ve uyarılma bozukluğunun
daha sık olacağı düşünülmüş ve komorbid durumlarda cinsel işlev bozukluğunun daha sık ve daha şiddetli olacağı öngörülmüştür (10,11). Bu çalışmada
YAB tanısı konulan hastalarda cinsel işlevin nasıl etkilendiği ve buna depresyon birlikteliği de eklenince etkilenmenin hangi alanda olacağını araştırmak
hedeflenmiştir.
Gereç ve Yöntem
GATF Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı
Polikliniğine Şubat 2008 ile Ağustos 2008 arasında
başvuran hastalar içinde 18-60 yaşları aralığında yer
alan, evli ve düzenli cinsel yaşamı olan, en az lise mezunu, YAB tanısı konulan ve dışlama kriterlerini bulundurmayan olgular araştırmaya alınmıştır. Dışlama
kriterleri olarak cinsel yaşamı olumsuz etkilediği bilinen tıbbi durum varlığı, DSM-IV Eksen I Bozuklukları
İçin Yapılandırılmış Klinik Görüşme Formu (SCID-I)
eşliğinde yapılan klinik değerlendirmede depresyon
ve YAB dışında başka psikiyatrik hastalık bulunması, cinsel işlevi etkilediği bilinen herhangi bir ilaç
kullanılması ve kronik nitelikte birincil cinsel iş-
lev bozukluğu tanımlanması olarak belirlenmiştir.
60 hasta araştırmaya kabul edilmiştir. Çalışmaya
katılan hastalar ayrıntılı olarak bilgilendirilmiş ve
onam yazısı alınmıştır. YAB saptanan hasta grubuna
Hamilton Anksiyete, Hamilton Depresyon ölçekleri
ve Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada 40 yaş üzeri iki olgu mevcuttur.
Bu olgularda sertleşme bozukluğu saptanmış ve penil ultrasonografi yapılmış, patoloji saptanmamıştır.
Karşılaştırma YAB ile DB komorbiditesi olan YAB hasta grupları arasında yapılmıştır.
Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği (“Golombok
Rust Inventory Of Sexual Satisfaction”-GRISS), heteroseksüel bireyler için cinsel ilişkinin niteliği ve işlev
kaybının şiddetini değerlendirmek amacıyla geliştirilmiştir. Kadın ve erkek için ayrı formları mevcuttur.
Cinsel doyumu değerlendirmenin yanı sıra, sertleşme
bozukluğu, erken boşalma, anorgazmi, vajinismus,
cinsel ilişki sıklığı, iletişim, cinsel doyum, bedensel
temas ve kaçınma alt testlerine ilişkin puanlar da elde
edilebilmektedir. Ham puanlar 1 ile 9 arasında standart puanlara dönüştürülebilmekte, 5 ve üzerindeki
puanlar cinsel soruna işaret etmektedir. Türkiye’de
geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmıştır (12).
İstatistiksel açıdan verilerin değerlendirilmesinde
SPSS for Windows 15.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. YAB ve YAB+DB gruplarının, GRISS alt öl-
çeklerine göre cinsel işlevde bozukluk olup olmaması
açısından karşılaştırmasında Ki-Kare testi kullanılmış-
tır. Tüm sonuçların değerlendirilmesinde istatistiksel
anlamlılık i çin p<0.05 olarak alınmıştır.
Bulgular
Örneklem 22-62 yaş aralığında (mediyan değer 36)
olan tedavi almayan 60 evli erkek hastadan oluşmaktadır. 40 yaş ve üzeri 2 olgu saptanmıştır. 45’i on yıl
üzerinde evli, %88.3’ü lise mezunudur. Olgulardan 41
kişi YAB, 19 kişi ise DB eş tanısı alan YAB’dır. Hamilton
anksiyete skorunun olguların %55’inde 30 puan ve
üzerinde olduğu görülmüştür. Komorbid depresyon
tanısı konulan olguların tamamında Hamilton depresyon puanı 17 puan üzerinde skorlanmıştır.
DB bozukluk komorbiditesi olan grubun %100’ünde
GRISS toplam puan anlamlı olarak yüksek bulunmuş-
tur. Bu grubun GRISS dokunma (%78.9), GRISS sertleşme (%73.7) ve GRISS sıklık ve iletişim (%63.2) alt
ölçeklerinde yükselme görülmüştür. YAB’da en fazla
erken boşalma alt ölçeğinde yükselme saptanmıştır.
GRISS sıklık, dokunma, sertleşme bozukluğu alt ölçekleri ve dönüştürülmüş toplam puan açısından iki grup
arasında anlamlı farklılıklar saptanmıştır (Tablo I).
GRISS iletişim, kaçınma ve erken boşalma alt ölçekleri açısından çalışılan gruplar arasında istatistiksel
olarak anlamlı farklılıklar saptanmamıştır.36 • Mart 2011 • Gülhane Tıp Derg Dövüşkaya ve ark.
Tartışma
Cinsel doyumu değerlendirmenin yanı sıra, sertleş-
me bozukluğu, erken boşalma, anorgazmi, vajinismus,
cinsel ilişki sıklığı, iletişim, cinsel doyum, bedensel temas ve kaçınma alt testlerine ilişkin puanlar elde edilebilen GRISS sonuçları değerlendirildiğinde YAB’da
GRISS toplam skorlarında anlamlı yükselme oranının
%68.3, komorbid depresyon eklenenlerde ise %100
olduğu görülmüştür. Psikiyatrik bozukluklarda cinsel
işlevin olumsuz etkilenmesi beklenen bir durumdur.
Örneğin Taştan ve ark. cinsel işlev bozukluğu ve anksiyete birlikteliğini %51.1 olarak tanımlamışlardır (13).
“Self-report” ölçeklerle 919 erkekte yapılan bir çalışmada elemli olduklarında %51’inde istekte azalma,
%12’sinde istekte artış, %23‘ünde değişiklik olmadığı
saptanırken, kaygılı olduklarında %54‘ünde istekte
azalma, %9’unda değişiklik olmadığı, %23‘ünde istek
artışı olduğu saptanmıştır (14). Çalışmada YAB’da istek
ve uyarılmaya nazaran boşalma alanında daha fazla
patoloji görülmektedir. DB komorbiditesi olan YAB’da,
cinsel işlev kaybı daha belirgin, istek ve uyarılma alanındaki işlevsellik kaybı daha fazla bulunmuştur. Farklı
olarak boşalma fazındaki patoloji YAB’na kıyasla nadir
bulunmuştur. YAB’da gözlenen mükemmeliyetçi yapı-
lanma üzerine eklenmiş yaygın kaygısal ruminasyon,
cinsellik alanında da devam ederek performans anksiyetesine yol açabileceği ve erken boşalmaya neden olabileceği düşünülmüştür. Anksiyete ve erken boşalma
arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar irdelendiğinde,
fizyopatolojik açıdan cinsel ilişki döngüsünde otonomik cevaplarda bireysel farklılığın öneml i rolü olabileceğinden, bilişsel açıdan ise aşırı uyarılmışlık, kontrol
azlığı veya yokluğundan bahsedilmektedir (15). Van
Den Hout ve Barlow seçici dikkat ile anksiyete arasındaki ilişkiyi sorgulamış, sonuç olarak seçici dikkatin
varlığının anksiyeteye yatkınlığın belirteci olduğunu,
bu nedenle dikkatin dağıtılmasının performans anksiyetesini azaltabileceği yorumunda bulunmuşlardır
(16). Gerek cinsel işlev bozukluğu, gerekse de anksiyete bozukluğunun bilgi işlemleme süreçlerinin benzer
olduğu vurgulanmıştır (16).
Cinsel problemler, depresyonun sık görülen bulgularındandır. İstek, uyarılma ve orgazm ile ilgili sorunları önceki epizodların sayısı ile ilişkili bulan araştırmalar olmuştur (17). Hirschfeld yaptığı araştırmada
depresyonun doğrudan nörobiyolojik etkiyle geri dö-
nüşlü sertleşme ve cinsel istek bozukluğu yapabildiği
gibi, aynı zamanda dolaylı olarak sosyal ve kişilerarası
ilişkilerde bozulmaya yol açarak da cinsel alan üzerine
olumsuz etkiler yapabileceğini değerlendirmiştir (18).
Çalışmada DB komorbiditesi olan YAB olgularındaki
sertleşme bozukluğu sıklıkla cinsel istek azlığına eş-
lik etmektedir. Ayrıca GRISS alt bölümlerinden cinsel
aktivite sıklığının azlığını gösteren bölüm skorunda
anlamlı yükselme saptanmıştır.
Çalışmaya hasta eşlerinin dâhil olmaması ve cinsel
işlev bozukluğunun sadece GRISS skorları ışığında
değerlendirilmesi ve olgu sayısının azlığı çalışmanın
kısıtlılıklarıdır.
Sonuç olarak çalışmada YAB olan hastaların cinsel
işlev düzeylerinin ve bu hastalarda tedavi öncesi dö-
nemde cinsel işlevin bozulduğu görülmüş ve kaygı ile
elem arasında cinselliğin etkilenmesi açısından farklı-
lık olduğu belirlenmiştir.
Türkiye’nin ilk İşletme Fakültesi olan İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi bir ilke daha imza atmaya hazırlanıyor. Arastirmax.com "1. Liselerarası İşletme ve Ekonomi Proje Yarışması"nın sponsorlarından biri olmaktan gurur duymakta.

