Tiroid kanserlerinde flor-18 florodeoksiglukoz pozitron emisyon tomografi görüntülemenin yeri
Kaynaklar
1. Joensuu H, Ahonen A. Imaging of metastases of thyroid
carcinoma with fluorine-18-fluorodeoxyglucose. J Nucl
Med 1987; 28: 910-914.
2. Sisson JK, Ackermann RJ, Meyer MA. Uptake of 18-fluoro-
2-deoxy-D-glucose by thyroid cancer: implications for
diagnosis and therapy. J Clin Endocrin Metabol 1993;
77: 1090-1094.
3. Feine U. Fluor-18-deoxyglucose positron emission
tomography in differentiated thyroid cancer. Eur J
Endocrinol 1998; 138: 492-496.
4. Grünwald F, Kalicke T, Feine U, et al. Fluorine-18
fluorodeoxyglucose positron emission tomography in
thyroid cancer: results of a multicentre study. Eur J Nucl
Med 1999; 26: 1547-1552.
5. Dietlein M, Scheidhauer K, Voth E, Theissen P, Schicha
H. Fluorine-18 fluorodeoxyglucose positron emission
tomography and iodine-131 whole-body scintigraphy
in the follow-up of differentiated thyroid cancer. Eur J
Nucl 1997; 24: 1342-1348.
6. Hosaka Y, Tawata M, Kurihara A, Ohtaka M, Endo
T, Onaya T. The regulation of two distinct glucose
transporter (GLUT1 and GLUT4) gene expressions in
cultured rat thyroid cells by thyrotropin. Endocrinology
1992; 131: 159-165.
7. Feine U, Lietzenmayer R, Hanke JP, Held J, Wöhrle H,
Müller-Schauenburg W. Fluorine-18-FDG and iodine-
131-iodide uptake in thyroid cancer. J Nucl Med 1996;
37: 1468-1472.
8. Wang W, Macapinlac H, Finn R, et al. PET scanning
with 18F- fluoro-2-deoxyglucose can localize residual
differentiated thyroid cancer in patients with negative
I-131 whole body scans. J Clin Endocrinol Metab 1999;
84: 2291-2302.
9. Schlüter B, Bohuslavizki KH, Beyer W, et al. Impact of
FDG PET on patients with differentiated thyroid cancer
who present with elevated thyroglobulin and negative
131-I scan. J Nucl Med 2001; 42: 71-76.
Giriş
Tiroid kanserleri tüm endokrinolojik kanserlerin
yaklaşık %90’ını oluşturmasına karşın, kansere bağ-
lı ölümlerin ancak %0.4’ünden sorumlu olduğu için,
istatistiksel açıdan küçük bir sağlık problemi olarak
görülebilmektedir. Göreceli benign klinik seyirlerine
karşın tiroid kanserlerine bağlı ölümler diğer endokrin tümörlerin tümüne bağlı ölümlerden daha fazla
sayıdadır. Otopsi serilerinde prevalansın %5-7 olarak
bildirilmesi ve klinik seyri birbirinden oldukça farklı
histolojik tiplerin varlığı nedeniyle tiroid kanserleri
önemini korumaktadır. Dünya genelinde yapılan bir-
çok çalışmada tiroid kanseri görülme sıklığının tanı
yöntemlerindeki gelişmeler ile açıklanamayacak bir
artış gösterdiği vurgulanmaktadır.
Diferansiye tiroid kanserlerinde, total tiroidektomi ve I-131 ablasyon tedavisine mükemmel yanıt
alınmasına karşın, I-131 tutmayan tümör tiplerinde, I-131 ablasyon tedavisinin başarısızlığına ek olarak, radyoterapi ve kemoterapi gibi alternatif tedavi
yöntemleri de etkisiz kalmaktadır. Son yıllarda, bu
grupta yer alan hastaların takibinde 2-[18F]-fluoro-
2-deoxy-d-glucose (F-18 FDG) pozitron emisyon tomografinin (PET) birçok tümör tarama metodundan
üstün olduğuna dair raporlar yayınlanmaktadır. Bu
prospektif çalışma, tiroid kanserli olguların takibinde
F-18 FDG PET’in etkinliğinin araştırılması amacıyla
planlanmıştır.
Gereç ve Yöntem
Bu çalışmada Eylül 2003 ile Temmuz 2005 tarihleri
arasında GATF Nükleer Tıp AD’nda takip edilmekte
olan iyi diferansiye tiroid kanserli toplam 36 olguya
(18 erkek, 18 kadın) FDG PET görüntüleme uygulandı. Olguların 35’i tiroid papiller karsinom, 1’i ise
tiroid folliküler karsinom tanıları ile takip edilmekteydi. Hastaların yaş ortalaması 45.3 (21-73) yıl idi.
Diagnostik I-131 TVT’de tiroid yatağı dışında tutulum tespit edilenler, serum Tg düzeyi yüksek ve I-131
*GATF Nükleer Tıp Anabilim Dalı
Ayrı basım isteği: Dr. M.Özdeş Emer, GATF Nükleer Tıp Anabilim Dalı, Etlik-
06018, Ankara
E-mail: ozdesemer@yahoo.com
Makalenin geliş tarihi: 10.12.2009 • Kabul tarihi: 16.12.2009230 • Aralık 2009 • Gülhane Tıp Derg Emer ve ark.
TVT negatif olgular, anti-Tg antikor düzeyleri yüksek
seyreden olgular diğer sonuçlarına bakmaksızın yüksek risk grubunda (tümör boyutu >4 cm, tiroid kapsü-
lü ve çevre yumuşak dokuya invazyon, kötü seyreden
histopatolojik tip, tanı sırasında lenf nodu metastazı
ve uzak metastaz varlığı) değerlendirilen olgular, di-
ğer görüntüleme yöntemlerinde metastaz veya nüks
yönünden şüpheli bulgu tespit edilenler FDG PET gö-
rüntülemeye alındı.
Tüm hastalara çalışmanın amacı ve uygulanacak
teste ilişkin bilgiler verilerek hastaların yazılı izinleri
alındı. Hastaların başlangıç tedavisi, demografik ve
histopatolojik özellikleri Tablo I’de sunulmuştur.
mCi (1850–7400 MBq) arasında idi. Tedavi doz seçimi ampirik yöntem ile yapıldı. İntratiroidal tümörü
olanlara 100 mCi (3700 MBq), lenf nodu metastazı
olanlara 150 mCi (5550 MBq), uzak metastaz bulgusu
olanlara 200 mCi (7400 MBq) tedavi dozu uygulandı.
Fonksiyone metastaz varlığında I-131 tutulumu kalmayana dek 6-12 ay ara ile tedavi dozu tekrarlandı
ve süpresyon tedavisine yeniden başlandı. Her tedavi
sonrası 7. günde I–131 TVT gerçekleştirildi.
Tedavi sonrası takip
Diagnostik I-131 TVT: Evre III ve IV olgular ile klinik
ve patolojik risk faktörlerinden birine sahip olanlara
6. ayda; düşük risk grubundaki olgulara ise 1 yıl sonra
ilk diagnostik I-131 TVT yapıldı.
Boyun ultrasonografisi: Tüm hastalar her I–131 tedavi
ve TVT sırasında boyun ultrasonografisi ile değerlendirildi. Rekürrens veya lenf nodu tutulumu yönünden şüpheli tüm odaklara ultrasonografi eşliğinde
iğne biyopsisi uygulandı.
Hormon analizleri: Her I-131 tedavisi ve TVT sırasında serum TSH, ve Tg ölçümleri yapıldı. Her Tg ölçü-
mü sırasında aynı serum örneğinden anti-Tg ölçümleri gerçekleştirildi. Tüm vakalar içerisinde sadece bir
hastanın anti-Tg antikor seviyesinde yükseklik (1320
IU/ml) saptandı.
FDG PET sonuçlarının değerlendirilmesi: FDG PET gö-
rüntülemede elde edilen şüpheli bulgular histoloji,
sitoloji, I-131 tutulumu, Tg düzeyi, diğer radyolojik
yöntemler ve klinik takip ile korele edildi.
İstatistiksel değerlendirme: Tüm istatistiksel değerlendirmelerde Systat (Ver.10) istatistik paket programı
(SPSS, Chicago, IL) kullanıldı. Parametrik olmayan
sonuçların değerlendirilmesinde X2
, Fisher Exact X2
ve Mann-Whitney U testleri uygulandı. p değerinin
0.05’den küçük olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.
Bulgular
Çalışmaya dahil edilen toplam 36 hastadan 13’ünde
FDG PET ile yaygın ve/veya lokal hastalık ile uyumlu
olabilecek patolojik metabolik aktivite tutulumu saptanmıştır. Bu 13 olgudan 4’ünde patolojik lezyonlar
I-131 TVT ile de görüntülenirken, kalan 9 hastada I-
131 TVT negatif olarak değerlendirilmiştir.
Olguların 3’ünde FDG PET negatif iken, I-131 TVT
ile lezyon alanları görüntülenebilmiştir. Olguların
20’sinde ise FDG PET ve I-131 birlikte negatif olarak değerlendirilmiştir. Toplu sonuçlar Tablo II’de
sunulmuştur.
I-131 TVT pozitif grup (7 hasta): Olguların 2’sinde
FDG PET ile metastatik odaklar izlenememiş ve FDG
PET sonucu yalancı negatif olarak değerlendirilmiştir.
Tablo I. Hastaların başlangıç tedavisi, demografik ve
histopatolojik özellikleri
Kriter Hasta sayısı
Tanı anındaki yaş
<45 19
≥45 17
İlk cerrahi şekli
Total tiroidektomi 24
Total tiroidektomi + lenf nod
diseksiyonu
12
Histolojik tip
Papiller karsinom
Klasik tip 23
Folliküler varyant 3
Oksifilik tip 1
“Tall cell” varyant 8
Folliküler karsinom
Minimal invaziv tip 1
Evre
Evre I -
Evre II 23
Evre III 5
Evre IV 8
FDG PET yapılmadan önce tüm hastalara en az bir
kere radyoaktif I-131 tedavisi uygulandı. Hastaların
FDG PET öncesinde aldığı ortalama I-131 dozu 180
mCi (6600 MBq) olarak belirlendi.
Tedavi ve takip protokolü
Cerrahi tedavi: I-131 ablasyon tedavisi öncesinde
hastaların tümüne total tiroidektomi operasyonu
uygulandı. Olguların 12’sinde ise lenfatik tutulum
nedeniyle ilk cerrahi esnasında veya hastalığın seyri
sırasında ek olarak lenf nodu diseksiyonu uygulandı.
I-131 tedavisi: Tüm hastalara ilk operasyondan 4-6
hafta sonra I-131 ablasyonu uygulandı. İlk I-131 tedavisi öncesi TSH süpresyon tedavisi başlanmadı ve
daha önce rapor edildiği gibi diagnostik I-131 TVT
yapılmadı. Bir seferde uygulanan tedavi dozu 50–200 Cilt 51 • Sayı 4 Tiroid kanserlerinde FDG PET • 231
Olguların 4’ünde FDG PET gerçek pozitif olup, 2’sinde FDG PET ve I-131 TVT bulguları tam korelasyon
gösterirken, diğer 2 olguda FDG PET ile ilave odaklar tespit edilmiştir (Şekil 1). Kalan diğer olguda I-131
TVT’de mediyastende izlenen şüpheli tutulumun gastroösefageal reflüye sekonder olduğu düşünülmüş, Tg
düzeyi ve klinik takip sonucuna göre FDG PET gerçek
negatif olarak değerlendirilmiştir.
I-131 TVT negatif grup (29 hasta): Olguların 8’inde
FDG PET ile bölgesel veya uzak metastaz odakları ayırt
edilmiş ve bu olgular gerçek pozitif olarak değerlendirilmiştir. FDG PET normal olarak değerlendirilen 12
hastada diğer görüntüleme yöntemleri, Tg düzeyi ve
klinik takip sonuçlarına göre metastaz olmadığına karar verilmiş ve bu olgular gerçek negatif olarak değerlendirilmiştir. FDG PET ile yalancı pozitif olarak de-
ğerlendirilen tek olguda metabolik aktivite gösteren
sağ jügüler zincirdeki lenf noduna ultrasonografi eşli-
ğinde iğne biyopsisi yapılmış ve lenf nodunun reaktif
değişiklikler gösterdiği tespit edilmiştir. FDG PET normal olarak değerlendirilen 8 olgunun ise histoloji, Tg
düzeyi, diğer görüntüleme yöntemleri ve klinik takip
sonuçlarına göre yalancı negatif olduğuna karar verilmiştir. Tüm grupta FDG PET’in duyarlılığı %54.5,
Tablo II. Çalışma grubuna dahil tüm olguların toplu sonuçları
S.No: Cinsiyet Yaş Histoloji Tg
(ng/ml)
TSH
(mikroIU/ml)
I-131 tüm vücut
tarama
FDG PET sonucu SUV
değeri
FDG PET
sonucuna göre
1 E 46 PK-KT 0.97 0.265 - - GN
2 K 67 PK-KT 300 0.01 - mediyasten, akciğer, kemik 6.3 GP
3 E 46 PK-FV 0.8 0.044 - - YN
4 E 21 PK-KT 300 75 boyun, mediyasten,
akciğer
- YN
5 K 31 PK-KT 0.22 0.151 - - GN
6 K 32 PK-FV 5.2 75 - - GN
7 E 40 PK-KT 1.4 0.246 şüpheli mediyasten - GN
8 K 60 PK-FV 300 1.09 kemik (tek odak) multipl kemik 11.4 GP
9 E 45 FK 0.4 0.1 - - GN
10 E 53 PK-KT 84 0.08 - - YN
11 E 60 PK-KT 300 75 - boyun, mediyasten 5.1 GP
12 E 62 PK-KT 300 0.459 boyun, mediyasten boyun, mediyasten, kemik, akciğer 14.3 GP
13 K 47 PK-TCV 0.2 0.074 - mediyasten 5.2 GP
14 E 35 PK-KT 9.9 100 - - GN
15 K 37 PK-TCV 40 92 - mediyasten 6.7 GP
16 E 23 PK-KT 110 75 - - YN
17 K 72 PK-KT 6.5 75 - - YN
18 E 58 PK-TCV 34.5 0.004 - boyun, mediyasten, kemik 16.8 GP
19 K 28 PK-KT 39.2 75 mediyasten mediyasten 2.4 GP
20 K 48 PK-TCV 54.3 0.125 - - YN
21 K 70 PK-TCV 300 75 boyun, mediyasten boyun, mediyasten 20.8 GP
22 K 56 PK-TCV 4.4 69 - - GN
23 K 28 PK-KT 0.8 99 boyun, mediyasten - YN
24 E 60 PK-TCV 62.6 0.08 - boyun, mediyasten, akciğer 10.8 GP
25 E 22 PK-KT 12 61.9 - boyun 3.0 YP
26 E 54 PK-KT 0.36 0.019 - - GN
27 K 28 PK-KT 5 75 - - GN
28 E 27 PK-KT 22 75 - - YN
29 K 26 PK-KT 5.8 83 - - GN
30 K 66 PK-OV 30 0.016 - - YN
31 K 73 PK-KT 300 0.4 - boyun, mediyasten, aksilla, akciğer 15.7 GP
32 E 53 PK-KT 43 100 - - YN
33 K 57 PK-KT 13.5 100 - - GN
34 K 36 PK-KT 0.4 31 - - GN
35 K 40 PK-TCV 0.4 0.8 - boyun 6.6 GP
36 K 38 PK-KT 0.321 0.021 - - GN
PK-KT: papiller karsinom klasik tip, PK-FV: papiller karsinom folliküler varyant, PK-TCV: papiller karsinom “tall cell” varyant, FK: folliküler karsinom, PK-OV: papiller
karsinom oksifilik varyant, SUV: standardize edilmiş uptake değeri, GP: gerçek pozitif, GN: gerçek negatif, YP: yalancı pozitif, YN: yalancı negatif232 • Aralık 2009 • Gülhane Tıp Derg Emer ve ark.
özgüllüğü %92.8, pozitif öngörü değeri %92.3 ve negatif öngörü değeri %56.5 olarak hesaplanmıştır.
FDG PET görüntüleme esnasında hipotiroid ve ötiroid olan hasta sayıları eşit olup, FDG PET sonuçları ile TSH düzeyinin yüksek olması arasında anlamlı
ilişki bulunmamıştır. Aksine TSH seviyesi <2 μIU/ml
olan grupta FDG PET duyarlılığı %66.6, özgüllüğü
%100 olarak hesaplanırken, TSH seviyesi >30 μIU/ml
olan grupta duyarlılık %40, özgüllük %87.5 olarak
bulunmuştur.
Tümörlerin histolojik tipleri ile FDG PET sonuçları
arasındaki karşılaştırmada sadece sayıca karşılaştırma
için yeterli düzeyde olan tiroid papiller karsinom klasik tip (23 olgu) ve “tall cell” varyantlar (8 olgu) kullanılmıştır. Papiller karsinom klasik tipte FDG PET duyarlılığı %41.6, özgüllüğü ise %87.5 olarak bulunurken; “tall cell” varyantlı olgularda duyarlılık %85.7
ve özgüllük %100 olarak hesaplanmıştır. Bu iki grup
arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık (p<0.005)
bulunmuştur.
Tüm grup içerisinde anti-Tg antikor pozitifliği
(1320 IU/ml) olan tek hastanın I-131 TVT’si negatif
ve Tg düzeyi düşük olmasına karşın FDG PET görüntülerinde sağ tiroid loju inferiyor kesiminde, sternal
çentik hizasında iki odak halinde, fokal artmış metabolik aktivite tutulumları izlenmiştir. Bu bulgu eşli-
ğinde yapılan boyun ultrasonografisinde aynı lokalizasyonda 9x3 ve 7x3 mm boyutlarında lenf nodu ile
uyumlu iki adet hipoekoik solid lezyon ayırt edilmiş-
tir. Cerrahi eksizyon sonrası lenf nodlarının ikisinde
de papiller karsinom metastazı histopatolojik olarak
doğrulanmıştır.
Tartışma
Birçok tümör tipinde etkinliği ortaya konmuş olan
FDG PET görüntüleme ilk kez tiroid kanserlerindeki
yerinin Joensuu ve Sisson tarafından bildirilmesini takiben giderek artan sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır
(1,2). Prospektif çalışmalarda FDG PET ile I-131 TVT
birlikte yapıldığında duyarlılığın %95’lere kadar ulaş-
tığı bildirilmektedir (3). Çoğu olguda metastazların
I-131 akümülasyonu ile FDG akümülasyonu arasında
ters bir ilişki gözlenmiştir. Fonksiyone, yani diferansiye tümör metastazlarında I-131 akümülasyonunun
korunduğu ve bu metastazların düşük FDG akümü-
lasyonu gösterdikleri; buna karşın de-diferansiye olan
ve I-131 akümülasyon özelliklerini yitiren metastazların daha yüksek metabolik aktivite göstererek FDG
ile görüntülenebildiği öne sürülmüştür (4). Yine FDG
PET etkinliğinin servikal lenf nodu metastazlarının
tespitinde en yüksek, öte yandan küçük akciğer metastazlarının tespitinde ise en düşük olduğu öne sü-
rülmüştür (5).
Almanya’da yapılan çok merkezli bir çalışmada 220
hastalık bir grupta FDG PET duyarlılık, özgüllük, pozitif ve negatif belirleyici değer ve doğruluk açısından
A B C
Şekil 1. Altmış yaşında kadın hasta. Eylül 2004 tarihinde tiroid papiller karsinom (folliküler varyant) nedeniyle total tiroidektomi uygulanan
olguya Kasım 2004 tarihinde 200 mCi (7400 MBq) I-131 tedavisinden 1 hafta sonra yapılan posteriyor (A) ve anteriyor (B) I-131 TVT’de sağ
iliak kanatta kemik metastazı (beyaz ok) izlenmiştir. İlave metastaz olabileceği şüphesi ile Ocak 2005 tarihinde yapılan FDG PET görüntülemede
(C) I-131 TVT’de izlenenlere ek olarak Th-10 (siyah ok) ve L-5 (kırmızı ok) vertebra korpuslarında ve sağ asetabulumda (yeşil ok) metastatik
hastalık ile uyumlu, artmış metabolik aktivite tutulumları izlenmiştirCilt 51 • Sayı 4 Tiroid kanserlerinde FDG PET • 233
Tl-201/Tc-99m MIBI ile karşılaştırılmıştır (4). Tüm
grupta FDG PET duyarlılığı %75 olarak bulunurken,
sadece I-131 TVT negatif olanlar dikkate alındığında
bu oran %85 olarak belirlenmiştir. FDG PET I-131 negatif, Tg pozitif grupta diğer görüntüleme yöntemlerinden daha üstün bulunmuştur.
Bizim çalışmamızda tüm grupta FDG PET’in duyarlılığı %54.5, özgüllüğü ise %92.8, pozitif öngörü
değeri %92.3 ve negatif öngörü değeri %56.5 olarak
hesaplanmıştır. Bu değerler genel olarak literatürde
bildirilen değerler ile paralellik göstermektedir. Yine
literatür ile uyumlu bir diğer sonuç klasik tipe oranla daha kötü klinik seyir gösterdiği bilinen “tall cell”
varyantta FDG PET pozitifliğinin klasik tipe oranla
daha yüksek oluşudur.
Tiroid kanserlerinde FDG PET kullanımı ile ilgili üzerinde görüş birliği olmayan noktalardan birisi
de TSH düzeyi ile FDG tutulumu arasındaki ilişkidir.
Normal tiroid hücrelerinde TSH hücresel metabolizmayı uyarır ve glikoz transporter ekspresyonunu de-
ğiştirerek glikoz tüketim hızını artırır (6). Hipotiroid
durumda metastazlarda FDG akümülasyonunun
arttığı bildirilmiştir (2). Ancak hipotiroid durumda
metabolizmanın yavaşlayacağını ve dolayısı ile FDG
akümülasyonunun azalacağını öne sürenler de vardır.
Çok merkezli bir çalışmada TSH düzeyi düşük olan
grupta FDG PET duyarlılığı daha yüksek bulunmuştur
(4). Bizim çalışmamızda da rölatif olarak az hasta sayı-
sına karşın TSH seviyesi düşük olan grupta duyarlılık
ve özgüllük değerleri daha yüksektir. TSH seviyesi <2
μIU/ml olan grupta FDG PET duyarlılığı %66.6, özgüllüğü %100 olarak hesaplanırken, TSH seviyesi >30
μIU/ml olan grupta duyarlılık %40, özgüllük %87.5
olarak bulunmuştur.
Tümörlerin çoğunda FDG akümülasyonu ile tümör
“grade”i arasında yakın ilişki bulunmuştur. Daha yüksek düzeyde FDG akümülasyonu gösteren tümörlerin
daha indiferansiye olduğu ve bu hastalarda genel
olarak prognozun daha kötü olduğu iyi bilinen konulardandır (7,8). Tiroid kanserleri için de benzer bir
durum olup olmadığı merak konusudur. Tiroid kanserlerinde histolojik tip ile sürvi arasındaki ilişki iyi
bilinmektedir. Klinik çalışmalarda tiroid kanserlerinde hızlı büyüyen histolojik tümör tiplerinin metabolik hızının da daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.
Son yıllarda yapılan çalışmaların tümünde FDG
PET’in iyi diferansiye tiroid kanserlerinin takibinde faydalı olduğu konusunda görüş birliği vardır.
Çalışmaların çoğunda FDG PET’in en çok Tg pozitif,
I-131 negatif olguların takibine katkı sağladığı bildirilmektedir (8,9). Ancak FDG PET’in kullanımının bununla sınırlı kalması zayıf bir olasılıktır.
Aynı hastada diferansiyasyon dereceleri birbirinden
farklı olan ve dolayısı ile bazıları I-131 tutarken, bazıları tutmayan metastaz odaklarının birlikte olması
mümkündür. Bizim olgu grubumuzda I-131 pozitif
7 hastadan 2’sinde FDG PET ilave metastaz odakları
saptamıştır. I-131 TVT sonucuna göre, metastatik olduğu bilinen olgularda FDG PET ile I-131 tutmayan
ilave odakların tespit edilmesi tedavi yaklaşımını kökten değiştirecek önemli bir katkı sağlamaktadır. I-131
tutan metastatik odaklar yüksek doz I-131 tedavisine
iyi yanıt verirken, I-131 tutmayan odakların öncelikle
cerrahi tedavi yönünden değerlendirilmesi gerekecektir. Dolayısı ile I-131 negatif odakların belirlenmesi
tedavi yaklaşımını ve sonuçta sürviyi değiştirebilecek
bir öneme sahiptir. Bu nedenle I-131 pozitif metastazı
olan olgularda, I-131 tutmayan olası ilave odakların
FDG PET ile araştırılmasının tedavi stratejisinin belirlenmesine önemli katkı sağlayacağı düşüncesindeyiz.
I-131 TVT negatif ve Tg düzeyi düşük olsa bile histolojik tip, tümör boyutu, çevre yumuşak doku tutulumu gibi risk faktörü olanlarda FDG PET ile başka
hiçbir yöntemle bulunamayan metastaz odakları saptanabilir. Bizim sınırlı sayıdaki hasta grubumuzda da
risk faktörleri olan 2 olguda yapılan FDG PET sonucunda başka yöntemler ile tespit edilememiş metastaz odakları bulunmuştur. Tg düzeyleri normal olan
bu iki olgudan birisinde anti-Tg antikor pozitifliği
saptanmıştır.
I-131 negatif olgular gibi anti-Tg antikor pozitifliği
de diferansiye tiroid kanserlerinin takibinde önemli
açmazlardan birisidir. Antikorlar Tg ölçümlerini de-
ğiştirdiği için, bu olgularda takipte Tg düzeylerinin
ölçümü katkı sağlamamaktadır. Birçoklarınca rezidü tümör varlığına işaret ettiği varsayılan antikor
pozitifliğinde rezidü tümör araştırmasında sadece I-
131 TVT’nin kullanılması mümkün olabilmektedir.
Özellikle diagnostik amaçla ve düşük dozla yapılan I-
131 TVT’nin rölatif olarak düşük duyarlılığı nedeniyle bu olgularda rutin takip algoritmasında FDG PET
kullanımının son derece faydalı olacağı beklenebilir.
Bizim hasta grubumuzda yer alan tek antikor pozitif
olguda tüm görüntüleme yöntemleri normal olarak
değerlendirilmekle birlikte mevcut histopatolojik risk
faktörleri (“tall cell” varyant ve ilk tanı anında lenf
nodu ve çevre yumuşak dokuda invazyon) nedeniyle
FDG PET yapılmış ve sonuçta başka yöntemler ile belirlenememiş mediyastinal lenf nodları saptanmıştır.
Literatürde henüz üzerinde pek durulmamış olmasına
karşın anti-Tg antikor pozitifliğinin diferansiye tiroid
kanserlerinde FDG PET endikasyonlarından birisi olması gerektiği düşüncesindeyiz.
Son olarak önemli sayılabilecek, ancak üzerinde pek
durulmayan potansiyel FDG PET endikasyonlarından 234 • Aralık 2009 • Gülhane Tıp Derg Emer ve ark.
birisi de diğer görüntüleme yöntemleri ile tespit edilen metastaz yönünden şüpheli lezyonların değerlendirilmesidir. Diferansiye tiroid kanserlerinin takibine
en önemli katkıyı sağlayan konvansiyonel görüntü-
leme yönteminin ultrasonografi olduğu söylenebilir.
Özellikle papiller kanserlerin lokal nüks ve bölgesel
lenf nodu metastazlarının değerlendirilmesinde ultrasonografi süratli ve değerli bir testtir. Tespit edilen
lezyonlardan iğne biyopsisi yapılmasına da rehberlik
yapması ilave katkı oluşturmaktadır. Görüntüleme
yöntemleri ile tespit edilen lezyonlardan özellikle
iğne biyopsisine uygun olmayanların değerlendirilmesinde I-131 TVT ile birlikte FDG PET kullanımı takipte katkı sağlayabilir.
Sonuç olarak, FDG PET diferansiye tiroid kanserli olgularda rutin takip algoritması içine alınması
gereken değerli bir testtir. FDG PET özellikle de-diferansiye olan ve bu nedenle I-131 akümülasyonu
yapma kabiliyetini yitiren olgularda rezidüel tümör
odaklarının araştırılmasına büyük katkı sağlamaktadır. Diferansiye tiroid kanserlerinde FDG PET’in en
önemli endikasyonu Tg pozitif, I-131 negatif olguların değerlendirilmesi olmakla birlikte, I-131 pozitif
metastatik olgularda, I-131 tutmayan ilave odakların
araştırılmasında, Tg ve I-131 pozitifliğine bakmaksı-
zın histopatolojik ve klinik olarak risk grubunda de-
ğerlendirilenlerde, anti-Tg antikor pozitifliğinde, di-
ğer görüntüleme yöntemleri ile tespit edilen şüpheli
lezyonların araştırılmasında ve prognoz tayininde de-
ğerlidir. Bulgularımız daha önce bildirilen yayınlarla
uyumludur.
Türkiye’nin ilk İşletme Fakültesi olan İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi bir ilke daha imza atmaya hazırlanıyor. Arastirmax.com "1. Liselerarası İşletme ve Ekonomi Proje Yarışması"nın sponsorlarından biri olmaktan gurur duymakta.

