Kronik otoimmün tiroiditli çocuk ve ergenlerin klinik özellikleri
1. Dayan CM, Daniels GH. Chronic autoimmune
thyroiditis. N Engl J Med 1996; 335: 99-107.
2. Rallison ML, Dobyns BM, Keating FR, Rall JE, Tyler FH.
Occurrence and natural history of chronic lymphocytic
thyroiditis in childhood. J Pediatr 1975; 86: 675-682.
3. Greenberg AH, Czernichow P, Hung W, Shelley W,
Winship T, Blizzard RM. Juvenile chronic lymphocytic
thyroiditis: clinical, laboratory and histological
correlations. J Clin Endocrinol Metab 1970; 30:
293-301.
4. Gönç EN, Yordam N. Çocukluk ve adölesanda tiroid
hastalıkları. In: Günöz H, Öcal G, Yordam N, Kurtoğlu
S (eds). Pediatrik Endokrinoloji. Ankara: Kalkan
Matbaacılık, 2003: 261-360.
5. Pearce EN, Farwell AP, Braverman LE. Thyroiditis. N
Engl J Med 2003; 348: 2646-2655.
6. Kato I, Tajima K, Suchi T, et al. Chronic thyroiditis as a
risk factor of B-cell lymphoma in the thyroid gland. Jpn
J Cancer Res 1985; 76: 1085-1090.
7. Marwaha RK, Garg MK, Nijhavan VS, et al. Prevalence
of chronic lymphocytic thyroiditis in adolescent girls. J
Assoc Physicians India 1998; 46: 606-608.
8. Lipman TH, Rezvani I, DiGeorge AM. The natural
history of thyroid autoimmunity and thyroid function
in children with type 1 diabetes. J Pediatr 2007; 151:
10-12.
9. Zak T, Noczyńska A, Wasikowa R, Zaleska-Dorobisz
U, Golenko A. Chronic autoimmune thyroid disease
in children and adolescents in the years 1999-2004
in Lower Silesia, Poland. Hormones (Athens) 2005; 4:
45-48.
10. Demirbilek H, Kandemir N, Gonc EN, Ozon A,
Alikasifoglu A, Yordam N. Hashimoto’s thyroiditis
in children and adolescents: a retrospective study on
clinical, epidemiological and laboratory properties
of the disease. J Pediatr Endocrinol Metab 2007; 20:
1199-1205.
11. Lorini R, Gastaldi R, Traggiai C, Perucchin PP.
Hashimoto’s thyroiditis. Pediatr Endocrinol Rev 2003;
1: 205-211.
12. Segni M, Wood J, Pucarelli I, Toscano V, Toscano R,
Pasquino AM. Clustering of autoimmune thyroid
diseases in children and adolescents: a study of
66 families. J Pediatr Endocrinol Metab 2001; 14:
1271-1275.
13. LaFranchi S. Diagnosis and treatment of hypothyroidism
in children. Compr Ther 1987; 13: 20-30.
14. Radetti G, Gottardi E, Bona G, Corrias A, Salardi S,
Loche S; Study Group for Thyroid Diseases of the Italian
Society for Pediatric Endocrinology and Diabetes (SIEDP/
ISPED). The natural history of euthyroid Hashimoto’s
thyroiditis in children. J Pediatr 2006; 149: 827-832.
15. Wang SY, Tung YC, Tsai WY, Lee JS, Hsiao PH. Longterm outcome of hormonal status in Taiwanese children
with Hashimoto’s thyroiditis. Eur J Pediatr 2006; 165:
481-483.150 • Eylül 2008 • Gülhane Tıp Derg Yeşilkaya ve ark.
16. Caturegli P, Kimura H, Rocchi R, Rose NR. Autoimmune
thyroid diseases. Curr Opin Rheumatol 2007; 19:
44-48.
17. Friedlander J, Bauman E. Hashimoto's autoimmune
thyroiditis: eating for health applications for recovery.
h t t p : / / w w w . b a u m a n c o l l e g e . o r g / n e w s i t e / a r t i c l e s /
hashimotos-article.html (2007).
18. Lorini R, Gastaldi R, Traggiai C, Perucchin PP.
Hashimoto’s thyroiditis. Pediatr Endocrinol Rev 2003;
2: 205-211.
19. Yamauchi K, Ishihara A. Thyroid system-disrupting
chemicals: interference with thyroid hormone binding
to plasma proteins and the cellular thyroid hormone
signaling pathway. Rev Environ Health 2006; 21:
229-251.
20. Crofton KM, Craft ES, Hedge JM, et al. Thyroid-hormonedisrupting chemicals: evidence for dose-dependent
additivity or synergism. Environ Health Perspect 2005;
113: 1549-1554.
Giriş
Kronik otoimmün tiroidit (KOT), çocuk ve ergen yaş
grubunda en sık görülen guatr ve akkiz hipotiroidizm
nedenidir. Hücresel ve humoral immünitenin birlikte
KOT patogenezinde rol oynadıkları bildirilmektedir.
Özellikle kızlarda ve genetik olarak yatkın bireylerde daha sık olarak görülmektedir. Hastaların çoğu
asemptomatik guatr ile hekime başvurmaktadır (1-4).
Hastalarda başvuru anında ötiroidizm, hipotiroidizm
veya hipertiroidizm klinik tabloları görülebilmektedir
(3-5). Tiroid lenfoması prevalansı KOT’li hastalarda
normal popülasyona göre 80 kat daha fazla bulunmuştur (6).
Bu çalışma, kliniğimizde takip edilmekte olan
KOT’li çocuk ve ergen hastaların epidemiyolojik, klinik ve laboratuvar özelliklerini belirlemek amacıyla
yapılmıştır.
Gereç ve Yöntem
Kliniğimizde 2001 ile 2007 yılları arasında takip
edilen, yaşları 5 ile 18 yıl arasında değişen 97 KOT’li
hasta değerlendirildi. Hastaların yaş, cinsiyet, başvuru şikayeti, aile hikayesi, klinik ve laboratuvar özellikleri incelendi. Tiroid fonksiyon testleri, antitiroid antikorları (anti-tiroid peroksidaz antikoru [anti-TPO],
antitiroglobulin antikoru [anti-T]) ve idrar iyod dü-
zeyleri ölçüldü. Tiroid ultrasonografisi yapıldı.
İstatistiksel analiz için SPSS-10.0 paket programı
kullanıldı. Tanımlayıcı istatistik olarak ortalama,
standart sapma ve yüzdeler hesaplandı. İstatistiksel
karşılaştırmada ki-kare testi kullanıldı. İstatistiksel
anlamlılık düzeyi için p<0.05 kabul edildi.
Bulgular
Hastaların %89.7’i kız (n=87) ve %10.3’ü erkek
(n=10) cinsiyette olup, bu hastaların %88.7’sinin pubertede (n=86) ve %11.3’ünün ise prepubertal (n=11)
yaşlarda tanı aldıkları tespit edildi. Kız ve erkek olgular puberte açısından karşılaştırıldıklarında, arala-
*Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı, Ankara
Ayrı basım isteği: Dr. Ediz Yeşilkaya, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi,
Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı, Ankara
E-mail: eyesilkaya@yahoo.co.uk
Makalenin geliş tarihi: 19.02.2008 • Kabul tarihi: 08.05.2008148 • Eylül 2008 • Gülhane Tıp Derg Yeşilkaya ve ark.
rında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı
(p>0.05). Tanı esnasında yaş ortalamaları 12.40±2.97
yıl (5-18 yıl) idi (Tablo I).
Hastaların en sık (%49.4) boyunda şişlik şikayeti ile
polikliniğe başvurdukları gözlendi. Bununla birlikte
27 hasta, başka bir şikayet ile hastaneye başvurması
esnasında yapılan fizik inceleme sonucu tanı almıştı.
Ayrıca hastalarımızın sırasıyla boy kısalığı (%8.2), sinirlilik (%7.2), obesite (%5.2), kabızlık (%2) ve çarpıntı (%2) şikayeti ile hastaneye başvurdukları öğrenildi.
Başvuruda olguların biyokimyasal olarak %55.6
(n=54) hipotiroidizm [subklinik hipotiroidizmli 23
olgu (%23.7) ve aşikar hipotiroidizmli 31 olgu (%32)]
ve %44.3 (n=43) ötiroidizm olduğu tespit edildi.
Cinsiyete göre değerlendirildiğinde; kızların %59.8
(n=52) ve erkeklerin ise %20’sinin (n=2) hipotiroidizm olduğu ve kızlarda hipotiroidizmin anlamlı derecede fazla olduğu görüldü (p<0.05).
Olgularımızın %73.2’sinin anti-T antikoru (42-
6503) ve %79.4’ünün anti-TPO antikoru (58.4-4340)
pozitif olduğu gözlendi. Hipotiroidizmli ve ötiroidizmli hastalar arasında antikor pozitifliği açısından
anlamlı farklılık tespit edilmedi (p<0.05). Ayrıca subklinik hipotiroidizmli ve aşikar hipotiroidizmli olgular
arasında antikor pozitifliği açısından anlamlı farklılık
tespit edilmedi (p<0.05).
İdrar iyod atılımı olguların %89.6’sında (n=86) normal olarak değerlendirilirken, sadece 1 olguda şiddetli iyod eksikliği saptandı. İyod eksikliği olan ve olmayan olgular, hem cinsiyet hem de tiroid fonksiyon
testleri açısından karşılaştırıldığında gruplar arasında
farklılık gözlenmedi (p>0.05).
Hipotirodizm olan olguların %98.1’inde (n=53) tiromegali mevcut iken, ötiroidi olan olguların ise ancak %58.1’inde (n=25) tiromegali olduğu görüldü ve
bu farklılığın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p<0.001).
Başvuru esnasında tiroidin ultrasonografik incelemesinde hastaların %80.4’ünde (n=78) yaş ve cinse
göre tiromegali tespit edildi. Hipotiroidizm ve ötiroidizmli hastalar tiromegali açısından karşılaştırıldıklarında anlamlı farklılık tespit edilmedi. Ayrıca tiromegalisi olan olgularda, cinsiyet açısından farklılık tespit edilmedi. Tiroid parankimi hastaların %92.8’inde
hipoekoik alanlar ve fibrozise bağlı heterojen olmakla
birlikte 7 olguda homojendi.
Tiroid ultrasonografisinde olguların %27.8’inde
(n=27) tiroid nodülü tespit edildi. Tiroid nodül varlığı ile tiroid fonksiyon testleri ve cinsiyet arasında
herhangi bir ilişki saptanmadı. Aynı şekilde çocuk ve
ergen olgular, nodül açısından karşılaştırıldığında anlamlı farklılık saptanmadı.
Olguları diğer otoimmün hastalıklar açısından incelediğimizde 6 olguda tip 1 diyabetes mellitus ve 4
olguda Çölyak hastalığı saptandı.
Olguların 20’sinin annesinde ve 5’inin babasında
KOT olduğu tespit edildi. Anne ve baba dışındaki yakın akrabalar incelendiğinde 15 olguda (%15.6) KOT
ve 27 olguda (%27.8) tip 1 diyabetes mellituslu birey
olduğu öğrenildi.
Olguların 3.41±1.24 (0.5-6) yıllık izlemi esnasında
kullanılan levotiroksin dozunun ortanca değerinin
25 μgr/gün (25-125 μgr/gün) olduğu saptandı.
Tartışma
Çocuklarda KOT, en sık görülen tiroidittir. Aşırı iyod
alımı, viral enfeksiyonlar ve ilaçlar gibi birçok faktörün
KOT’e yatkınlığa neden olduğu ileri sürülmektedir.
Patogenezinde tiroid foliküllerinin lenfosit ve plazma
hücreleri ile infiltrasyonu bulunmaktadır (5-9).
Çocuk ve ergen yaş grubunda KOT’in en sık 12-14
yaşları arasında görüldüğü ifade edilmektedir (2,9,10).
Bizim çalışmamızdaki olguların ortalama yaşının
12.40±2.97 yıl olması literatürle uyumlu bulundu.
Ergenlere oranla çocukluk yaş grubunda KOT daha az
görülmekle birlikte, 5 yaş altında nadiren görülmektedir (9,10). Çocukluk yaş grubunda on bir olgumuz
olmakla birlikte sadece bir olgumuz 5 yaşında idi.
Kronik otoimmun tiroidit özellikle kızlarda görülmektedir. Değişik çalışmalarda kız erkek oranı 2.1-9.7
gibi farklı oranlarda bildirilmektedir (2-10). Demirbilek
ve ark.nın çalışmasında kız/erkek oranı 6.4 olarak bulunmuştur (10). Biz çalışmamızda ise bu oranı 8.7 olarak tespit ettik.
Asemptomatik guatr, KOT hastalarının en sık hekime başvuru nedenidir. Asemptomatik guatr değişik çalışmalarda %50–90 arasında bildirilmekte iken (3,10),
bizim hastalarımız arasında asemptomatik guatr oranı
Tablo I. Kronik otoimmün tiroiditli hastaların özellikleri
n=97 Prepubertal Pubertal Guatr (+) Hipotiroidizm Nodül İyod eksikliği
Kız 10 (%10.3) 77 (%79.4) 70 (%72.2) 52 (%53.6) 26 (%26.8) 10 (%10.3)
Erkek 1 (%1) 9 (%9.3) 8 (%8.2) 2 (%2.1) 1 (%1) 1 (%1)
Toplam 11 (%11.3) 86 (%88.7) 78 (%80.4) 54 (%55.7) 27 (%27.8) 10 (%10.3)Cilt 50 • Sayı 3 Çocukluk çağında kronik otoimmün tiroidit • 149
%49.5 olarak bulunmuştur. Ülkemizden yapılan bir
çalışmada KOT’li hastaların %11’inin rutin fizik inceleme esnasında tanındığı ifade edilmesine karşılık (10),
bizim çalışmamızda bu oran %27.8 olarak bulunmuş-
tur. Bu bulgu, bize fizik incelemenin önemini bir kez
daha göstermektedir.
Akkiz hipotiroidizmin en sık nedeninin KOT oldu-
ğu bilinmektedir (2,11-15). Başvuru esnasında KOT’li
hastalarımızın yaklaşık yarısının biyokimyasal olarak
hipotiroidizmli olduğunu tespit ettik. Biyokimyasal
olarak hipotiroidizmli olan hastaların ancak %16’sında hipotiroidizm semptom ve bulgusu saptandı.
Literatürde tiroid otoantikorları ile KOT kliniği arasında herhangi bir ilişki halen tanımlanmamıştır
(9,10,16). Çalışmamızda otoantikor düzeyleri ile cinsiyet, guatr varlığı, puberte ve levotiroksin dozu arasında herhangi bir ilişki tespit edilmedi.
KOT, otoimmün bir hastalık olup diğer otoimmün
hastalıklar ile birlikte görülebilmektedir. Birliktelik
gösteren başlıca otoimmün hastalıklar arasında Çölyak
hastalığı, Addison hastalığı, pernisiyöz anemi, otoimmün trombositopeni, sarkoidoz, tip 1 diyabetes mellitus ve alopesi sayılabilir (1-4,16). Biz de 6 olgumuzda
tip 1 diyabetes mellitus ve 4 olgumuzda Çölyak hastalığı tespit ettik. Ayrıca 20 anne ile 5 babada KOT ve 15
olgumuzun yakın akrabasında KOT ve 27 olgumuzun
yakın akrabasında ise tip 1 diyabetes mellituslu birey
olduğu öğrenildi. Bu bulgular da KOT’li hastaların ailelerinde de KOT ya da diğer otoimmün hastalıkların
sık görüldüğünü ve bu açıdan dikkatli olunmasının ne
kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Günümüzde çeşitli faktörler sonucunda otoimmün
olayların sıklığının giderek arttığı bildirilmektedir. Bu
faktörler arasında endokrin bozucular da yer almaktadır. Endokrin bozucular, hipotalamo-hipofizier-tiroid
aksını etkileyerek tiroid fonksiyon bozukluğuna neden
olabilir. Özellikle pestisidler ve dioksin gibi endokrin
bozuculara maruz kalınması halinde otoimmün hastalıkların ve KOT sıklığının arttığı belirtilmektedir
(17-19) Bunların dışında önemli çevresel faktörlerden
birisi de sigara dumanıdır. Sigara dumanının KOT kliniğinde kötü prognoz faktörü olduğu ileri sürülmektedir. KOT’li olgularda patogenezin aydınlanmasında
bu çevresel etkenlerin de araştırılması gerektiği unutulmamalıdır (17-20).
Sonuç olarak KOT bugün için özellikle ergenlik ça-
ğında görülebilen ancak daha küçük yaş gruplarına
da yansıyan bir patoloji olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ayrıca rutin muayene sırasında tiroid muayenesinin
dikkatli bir biçimde yapılması ile çocuk ve ergenlerdeki KOT tanısı alan hastaların sayısının artacağı
düşüncesindeyiz.
Türkiye’nin ilk İşletme Fakültesi olan İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi bir ilke daha imza atmaya hazırlanıyor. Arastirmax.com "1. Liselerarası İşletme ve Ekonomi Proje Yarışması"nın sponsorlarından biri olmaktan gurur duymakta.

